top of page
WhatsApp Image 2026-04-03 at 12.19.50.jpeg

Beyhan TÜMER

05.04.2026

SAVAŞIN ÇOCUK YÜZÜ

Doğru düzgün yemek yiyemiyor. Sofrada haber izleme keyfi de yok artık. Utanıyor, boğazına diziliyor yedikleri. Tam çatalı ağzına götürecekken bir çocuk yüzü beliriyor ekranda. Ağlıyor, bilmediği bir dilde. Ama acısını görebiliyor. Acının dili ortak çünkü insan olana. Yüzü kanlar içinde. Kanalı değiştiriyor. Elindeki kirden rengi görünmeyen tencereyi, kalabalığın arasından uzatıyor çimen gözlü bir kız çocuğu. Saçı keçeye dönmüş, darmadağın. Bir kap yemek için ağlıyor. Zor bela doluyor kirli tencere. Yemeğin yarısı yere dökülüyor, daha da ağlıyor. Kaç kişi bekliyor onu acaba, elinde çoğu dökülen nasibiyle. Yaşından büyük acılar var kirli yüzünde. Tekrar değiştiriyor kanalı. Açlıktan ölen bir çocuk annesinin kucağında. Bulanıklaştırılmış görüntüye rağmen kemiklerini görebiliyor çocuğun. Annesi acıdan donuk bakışlarıyla bakıyor ekrana, kucağında doyamadığı, doyuramadığı yavrusuyla. Değişiyor ekran. Enkaz altında küçük bir ayak görüyor. Kalkıyor sofradan.

Hep çocuklar var haberlerde. Ölen, öldürülen, ağlayan, yaralı, şaşkın, çaresiz çocuklar. Okulda, parkta, bahçede, bir uçurtmanın ya da topun peşinde, bir bisikletin üstünde olması gereken bu çocuklar, gözü, kana, paraya, petrole doymayanların kurbanı şimdi. Haksızlık bu. Kötülük, zulüm, vahşilik. İnsanlık değil asla. İnsan çok tehlikeli bir canlı. İçine bir sıkıntı çöküyor haberleri izlerken. Sıcacık konforlu evinde olduğu için suçluluk hissediyor. Kapatıyor ekranı. Dünyanın her yerinde olan ne varsa anında haberdar olmak iyi mi kötü mü bilemiyor. Bu kadar olumsuzluğun, kavganın, gürültünün, vahşiliğin, zulmün, hayatının ortasına gelip kurulması, hayatın rutinini bozuyor, devam edemiyor günlük hayata çoğu zaman. Bilmemek daha iyi sanki. Neler düşünüyor böyle? Kafasının üstünde füzeler fink atmıyorken, üç öğün karnını doyuruyorken bu sorgulamaları yapmak bile lüks değil de ne? Kurtulmak istiyor tüm bunlardan. Telefonu alıyor eline bu kez. Sosyal medyada geziniyor bir süre. Herkesin kafası ne kadar karışık. Paylaşımlara göz gezdirirken acı bir gülümseme oturuyor yüzüne. Dost buluşması, yemek sofraları, ev halini yayınlayan ev kadınları, çocuğunun büyümüş de küçülmüş hallerini servis eden anneler, kitap kurtlarının kitap yorumları. Tüm bunların arasına sıkıştırılmış savaş görüntüleri. Dilsiz şeytan olmamak için. Suskun paylaşımlarla susmuyor dijital iyiler.

Duramıyor evde. Dışarı atıyor kendini. Herkes dışarda sanki. Kimse haber izlemiyor mu ne? Bu kadar hareketli sıradanlık normal mi? Bir çocuğun ölü bakışına değen gözleri şimdi isyankar bir telaşla tarıyor baktığı yüzleri. Herkesi duyarsızlıkla suçluyor içten içe. Bu haksız lüksün ne kadarını hak ediyoruz diye geçiyor içinden. Canı daha da sıkılıyor. Kalabalığa karışmak iyi gelir sanmıştı. Adımları istemsizce hızlanıyor. Bir parka atıyor kendini. Ayaklarının dibinde sarı kuru yapraklar. Her hüznün sebebi sonbahar sanki. Küstüğü insanlıkla barışması için sakinleşmesi lazım. İçinin susması. Susmuyor ama bir türlü. Öfkesinin hedefi bu kez kendisi. “Ne bu sahte kahraman rolleri, sen ne yapıyorsun o çocuklar için? Kaç sofradan daha kalkacaksın, nereye kadar? Başkasına değil, önce kendine çevir o suçlayıcı bakışını.” Kendine de gücü yetmiyor. Gözlerini kapayarak zihnindeki kurtlardan kurtulmaya çalışıyor. Ne mümkün? Daha çok çocuk üşüşüyor bu kez. Yok böyle olmayacak. Tamam deyip pes ediyor. Bırakıyor kendini, salıveriyor. Sağanak gibi zihnine dolan her görüntüyü kabul ediyor, gözleri doluyor, sessizce içine ağlıyor. İrini temizliyor gözyaşıyla ve sakinleşiyor.

Gözlerini açtığında iki mavi boncuğun şaşkın bakışıyla karşılaşıyor. İrkiliyor önce. Açık kalan ağzını, kiraz dudağını, minik burnunu ve parlak sapsarı saçlarını inceliyor gülümseyerek. Elini uzatıyor bu yaratılış harikasına. Şaşkınlıktan gevşeyen elinde düştü düşecek etten bebeği sıkıca kavrayıp göğsüne bastırıyor çocuk. Çocukları koruyamayan insanlığa inat, bir çocuk cansız da olsa bir bedeni sahipleniyor. Sarıp sarmalıyor. Annesi beliriyor hemen arkasında çocuğun. Şanslı çocuklardan biri o. Annesi yanında. Annesinin cesedine, açık gözlerine bakıp, gitme, beni bırakma diye ağlayan oğlan çocuğu geliyor aklına. Bir çocuğun böyle bir ölüme şahit olup hayatına devam edebileceğini aklı almıyor. Anne de şanslı. Çocuğu yanında, istediği her an kucaklayabilir yavrusunu ki öyle yapıyor. Güvenli kollarda daha bir güzel geliyor çocuk gözüne. “İyi misiniz?” Şaşırıyor önce soruya. “Nasıl görünüyorum kim bilir?” diye düşünüyor. “Çok mu kötü görünüyorum”? diyerek gülümsemeye çalışıyor. Ayağa kalkıp tanışmak için elini uzatıyor. “Maşallah çok tatlı kızınız, Allah esirgesin.” diyerek uzaklaşıyor oradan. Herkes hayatını yaşıyor. Bir tek o mu tanımadığı çocukların yasını tutuyor. Şunu bir kez daha anlıyor ki kötülük, iyilerin sessizliğinden güç alıyor. Eve doğru yürürken bir tek şeyden emin. Hiçbir zaman anne olmayacak. Bu dünya çocuk masumluğunu hak etmiyor çünkü.

Yayına Hazırlayan: Süheyla Çağlar

  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle
  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle
Adımları istemsizce hızlanıyor. Bir parka atıyor kendini._Ayaklarının dibinde sarı kuru ya

Hazırladığınız kitap incelemelerinizi, öykü-deneme türündeki yazılarınızı, edebiyat ve sanat odaklı dosya konularınızı inadinaedebiyat@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

 

Tanıtım amaçlı kitap gönderimi ve reklamlarınız için de aynı kanallardan ulaşabilirsiniz.

  • Instagram
  • X
  • Youtube
  • Pinterest
  • Facebook
bottom of page