Yeniden Çiçeklenmek
Melisa Kesmez’in “Çiçeklenmeler” adlı romanını okurken, hayatta fark edilememiş ve ertelemeyi seçmiş gönül yorgunu bir kadının kendi deyimiyle tomurcuklanmasına, yeşermesine ve köklenmesine tanıklık ediyoruz. İletişim Yayınları’ndan çıkan 113 sayfalık bu kitapta, Türkan’ın kocası Orhan’ın ölümünden sonraki içsel yolculuğuna, arayışlarına eşlik ediyoruz.
Yazarın 2025 yılında yayınlanan 4. kitabı olan “Çiçeklenmek ”’te, olaylar Türkan’ın bakış açısı ve birinci tekil şahıs ağzıyla anlatılıyor. Orhan’la 24 yıldır suskun bir evlilik sürdürüyor Türkan. Yıllarca balkondan izlenen sarı karavan bile Orhan öldükten sonra harekete geçen bir kanarya gibi. Yazarın, Türkan’ın mutlu görünen evliliğindeki, her şeyi sorgusuzca kabullenişini incelikli bir dille anlatılması, görünenin derinliğini de gösteriyor. Yas tülü hafif hafif siyahtan griye ve sonra da beyaza dönerken, sorgulamalarla yol alan bir hikâye başlıyor.
Türkan’ın içsel ve fiziksel yolculuğunda, kafesinden ilk kez çıkan bir muhabbet kuşunun heyecanı, cesareti ve gizli ürkekliği de var. Hikâyenin ikinci bölümünde geçmişe dönüşleri sık sık görüyoruz. Ulaş’ın konuya dâhil olmasıyla öykü farklı bir yöne evriliyor. Hayatında ilk kez fark edildiğini hisseden Türkan’ın uyuyan bazı duyguları da canlanıyor. Aslında hikâyenin filizlenmesi de bu bölümde başlıyor. Pörsümüş, yaralı, yaprakları dökük ikilinin, paylaştıkça yeniden çiçeklenişini ormandaki sohbetler eşliğinde, kelimeleri kanaviçe gibi renk renk işleyerek, etkileyici bir üslupla anlatıyor yazar. İki arkadaşın -yazarın tabiriyle- hemzemin dostluğu sayesinde Türkan yeşeriyor.
Yıllarca balkondan izlediği karavanın, artık ona sağladığı özgürlük, hiç yaşanmamış, hatta hiç talep edilmemiş deneyimleri de beraberinde getiriyor. Bu noktada ben Türkan’ın hikâyesine, tanıdık bir dost gibi sahip çıkarken yıllarca hiç tatile çıkmamış, hiç denize girmemiş bu kız çocuğunun sessizliğine ve kabullenişine de itiraz ediyorum. Bu noktada hikâyenin inandırıcılığı benim için sekteye uğruyor. Zira akıllı, hayatı algılayışı gayet sağlıklı bir kadının bu kabulleniş hali aramıza mesafe koyuyor.
Son bölüm Ali’nin de hikâyeye katılması ile başlıyor. Ulaş’ın bir yıl sonra dönüşü ve Mavi’nin hayatlarına katılması ile önce Ulaş’ı uç uca teyellenen Türkan bu defa Mavi’yle çocukluğunu teyelliyor. Zaman atlamasıyla geçen son bölümde Orhan, yazarın anlatımıyla, kenarları aşınarak pürüzsüzleşen ve her daim cepte taşınan cam parçası kadar yakın, bir o kadar da uzak artık. Mavi’nin annesinin varlığı ve yokluğu arasındaki bölüm biraz gerçeklikten uzak ve aceleye gelmiş gibi. Kadınlık duyguları üzerinde ılık ılık eserek anlatılan bu hikâyede “annelikten” vazgeçiş ve kopuş, Türkan’ın çocukluğuna gönderme yapsa da kadınlık hallerine biraz ters düşüyor.
Romanın olay örgüsünde; kayıp, yas yalnızlaşma, arayış, açılım, annelik ve demlenme durakları var. Yazar, “kelimeleri etrafa saçmadan kullanan”, “delta ovasına dönüşen yaşlar”, “ölümün ve yaşamın kenarına tünemiş iki gece hayvanı” gibi benzetmelerle, duyguyu farklı ilmiklerden sabırla damıtarak lezzetli bir sunuş yapıyor. Aslında çok işlenen bir hikâyenin farkı tam da bu oya gibi işlenen kelimeler, benzetmeler ve tasvirlerde… Kitabın sonunda, kahramanımızın seçimlerinde önemli bir rol oynayan Ali hakkında ne yazık ki çok az bilgi sahibi olduğumuzu fark ediyoruz. Yazar belki de Ali’yi anlatmayı başka bir romana bıraktı.
Kitaptan bana kalan; duygularını başka birine yaslamadan, kendinle kalarak, kendini fark etmenin ve yol almanın ne kadar mümkün olduğu? Ben, Türkan’ın hikâyesinde cevabını aradığım bu sorudayım.
Yayına Hazırlayan: Süheyla Çağlar


