top of page
simge.jpeg

Simge YILDIRIM YURGA

03.07.2026

Kırmızı Uçurtmayı Gören Var mı?

Günlüğümün ilk sayfası:

20 Temmuz 1974 tarihi, bu küçük adanın en uzun günüydü. Gece yarısını az geçe Türk askeri “Ayşe tatile çıksın” sloganıyla kanatlandı ve bir dönemin üstü, kalın toprakla örtüldü. İnce camın arkasından adaya yaklaşırken bunları düşünüyorum. Yüzüme al basıyor, avuçlarım terliyor ama bedenim buz gibi. Helikopterde 3 kişiyiz. Pilot ve benim dışımda doktor arkadaşım Eren. Yan gözle Eren’e bakıyorum. Onun da yüzü pençe pençe. Yumruk yaptığı avucunu ısırıyor, sakinleşmek için. Pata pata helikopter sesi alacakaranlığı yırtarak alçalıyor. Günler süren çarpışmalardan geriye; toz, duman ve sessizlik kalmış. Ağaçların yeşili abanoz siyaha kaçmış. Beş Parmak Dağları’nın üzerinde dalgalanan bayrağımızı görünce, heyecandan yerimde duramıyorum. Yaşadıklarımın gerçek olduğuna daha çok inanıyorum. Gözyaşlarım yol oluyor, boynuma doğru. Helikopter iyice alçalıyor, Maraş bölgesini tozu dumana katarak iniyoruz. 2 asker koşarak helikoptere yaklaşıyor. Onların yardımıyla adaya ayak basıyoruz. Sol tarafımız çivit mavi. Sağ tarafımızda bahçeli, sarı ada taşından evler. İn cin yok sokaklarda. Birkaç çelimsiz köpek o kadar.

  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle
görsel.jpg

Bu köşeyi dönen çocukluğum geliyor aklıma. Kırmızı uçurtmasıyla koşan, duvarlara ellerini süren, tozun dumanın içinde şen kahkahalarını uçurtmasına takan küçük kızlar, kısa pantolonlu oğlanlar geliyor aklıma. Köşedeki kahvede oturan Yorga Amca ile babamın tavla oynadığını görüyorum sanki. Yorga amcanın “Bre Yunus, öğren de gel” diyen sesini, babamın “gancelliyi kapatmadan geldim, uğursuzluk çöktü tavlaya” açıklamasını duyuyorum. Bazı sesler hiç eskimiyor. Annemin sesi, Bayan Elias’ın kahkahası, benim bisikletimin gıcırdayan gidon sesi.

Askerin peşi sıra yürüyorum, adımlarımı onunkine uydurarak. Büyük bir binanın önünde duruyoruz. Karargâhın burası olduğunu öğreniyorum. Şimdi askerin karargâh dediği yer bu mahallenin muhtarı Sarkis Amca’nın evi. Bahçenin girişindeki yeşil beyaz demir kapının üzerinde, dev bir buket olmuş yaseminlerin kokusunu, içime çekiyorum. Sarkis Amcanın karısı, gün batımında yaseminlerin tomurcuklarından bilezik dizerdi bana. Geceyi su dolu kâsede geçiren bileziğin, sabah mis kokusuyla
uyanırdım. Yasemin toplayan siyah elbiseli bir kadın görüyorum hayalimde, bana gülümsüyor. Bahçede; fesleğen, cemile, ful çiçekleri. Adalıların evine girmeden önce kokular karşılar sizi. Gündüzleri çiçekler, öğle üzere yeni sulanan nane, kekik, adaçayı, akşamları gecesefası. Biz böyle “hoş geldin” deriz, gelene. Çocukluğumda kulağımda kalanlarla giriyorum eve. Oradan oraya koşan askerler arasında, tanıdık yüzler arıyorum. Piyanonun üzerindeki çerçevelerden tanıdık yüzler gülümsüyor bana. Ben de gülümsüyorum.

Asker, komutanı beklememi söylüyor. Sofanın ortasında dikilirken, Sarkis Amcanın karısının yaptığı ipek böceği kozasından tabloya bakıyorum. Gözlerim doluyor tekrar. Mahallenin tüm çocuklarıyla günlerce ipek böceği avcılığı yapmıştık. İpek böceklerinin tabloya dönüşme hikâyesini izlemiş, uğradığımız hayal kırıklığıyla, günlerce ağlamıştık. Koltuğun üzerindeki kırlenti annem hediye etmişti, lefkara işiydi. Bordo koltuğun arkasındaki duvarda; benim, ağabeyimin, Sarkis Amcanın 2 oğlunun boy çizgilerini elimle yokluyorum, içim cız ediyor. Hepsinin yanında belli belirsiz baş harflerimiz.

 

Komutanın sesiyle irkiliyorum. Onun peşi sıra arka bahçeye gidiyorum. Arka bahçede toplanamamış bir masa. Masanın üzerinde kahvaltılıklar. Sandalyede kolu aşağı sarkmış ipek bir sabahlık. Arka bahçede yan yana yerde yatıyorlar. Üzerlerinde güvercin kanatları gibi beyaz örtüler. Bu bahçede top oynamıştım ben. Bahçenin sonundaki salıncakta sallanmış, dudağıma üç dikiş atıldığında da, bu sandalyede kakaolu puding yemiştim. Bu bahçeden bir çocukluk geçiyor koşarak.

Komutan bahçenin tam ortasındaki beyaz örtüleri göstererek;

-Onlar Sarkis Bey ve ailesi, diyor kuru bir sesle. Belli onları hiç tanımamış. Hiç bu bahçenin kokusunu içine çekmemiş. Etrafa serpiştirilmiş onlarca fotoğrafa hiç bakmamış. Boğazım sivriliyor, yutkunmaya çalışıyorum, olmuyor.

-Göreviniz kayıplarımızın kimliklerini tespit etmeniz, diyor komutanın buyurgan sesi.

Yanıtımı beklemeden sert adımlarla uzaklaşıyor. Önde asker arkada ben mutfağa doğru ilerliyoruz. Yan yana masaların üzerinde beyaz örtüler var. Mesleğimin altında eziliyorum. Kırmızı bir uçurtma uçuyor sarı taşlı binadan. Gören var mı bilmiyorum.

Yayına Hazırlayan: Süheyla Çağlar

  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle

Hazırladığınız kitap incelemelerinizi, öykü-deneme türündeki yazılarınızı, edebiyat ve sanat odaklı dosya konularınızı inadinaedebiyat@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

 

Tanıtım amaçlı kitap gönderimi ve reklamlarınız için de aynı kanallardan ulaşabilirsiniz.

  • Instagram
  • X
  • Youtube
  • Pinterest
  • Facebook
bottom of page