top of page

KATİLLER VE YAZARLAR

“Rüzgarla birlikte sağa yatan çimenlerin üzerinden yürüyerek uçurumun kenarındaki büyük kayaya doğru ilerledim. Koyu kırmızıya bulanmış parmaklarımla tozlu olan taşa tutunup üstüne çıktım ve ayaklarımı ileri uzatarak sanki bir sonu yokmuşçasına karanlığa doğru ağır aksak adımlarla ilerleyen uçurumun kenarına yakın bir şekilde oturdum.

 

Ellerimi pantolonuma silmeye çalıştım birkaç kez cildimi kazırcasına. Ancak ne kurumuş kan ne de cildim sıyrılıyordu ruhumdan. Gözlerimi kapadım saçımın kızıl kokuya bulanmış nemi rüzgarın bildiğim ve güvendiğim şefkatli havasına karışırken.

Yüzümde garip bir gülüş, beyaz gömleğimde yer yer lekeler, dilimde duyduğum ve sarf ettiğim sözlerin iğrenç tadı, ayakkabılarımda kıyafetlerinin çamuru ve ellerimde kurtulmuş ruhundan mutlak bir teşekkür vardı.

Tüm o tutuklu olduğu zincirlerini her bir kesikle onu bu dünyada bulaştığı bataklıklardan çekip almıştım. Yaydığı öldürücü zehri daha fazla solduramasın diye gökkuşağının güzel renklerini, yağmurun kokusunu ve alamasın diye güneşin yumuşak dokunuşlarını, koparıp atmıştım ruhundan yine de ona hediye verir gibi bunca günahına rağmen.

görsel_2026-05-08_113557102.png
  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle

Teninde ilerleyen bıçak yüzünden dudaklarından çıkan her seste bir suçunu daha itiraf eder gibi yakarıyordu.

Tüm o kötülüğüne karşın ona yine de merhamet gösterip ölümün o huzurlu ve sıcacık kollarını getirmiştim. Yıldızlı bir geceydi. Hayır, kapatmıyordu bulutların dumanlı havası ışıltılarını. Çimenlerin taze kokusu bu zifiriye rağmen havada dolaşıyordu. Kesinlikle ölmek için en iyi yerde ve zamanda olduğuna inanıyordum.

İnanmak... Ne laftı ama! Ne umut dolu bir kelime... Ne varlığına tapılası bir hayalden çıkmış gibi... Ve ne zavallı bir bekleyiş...

İnsanın ruhunu koca koca gül yapraklarıyla tıkardı. Öyle ya bu yapraklar ruhu içine alır, insanı dibinden bir yere ayırmazdı. Herkes inanırdı ve yine aynı herkes bu inancın karşılığında özgürlüğünü verirdi.

Ben de inanıyordum elbette. Kalplerine tırnaklarımı geçirdiğimde sevgilerinin tırnaklarımın diplerinde kaldığına; o sevginin bana ait olduğuna ve tereddütsüz parmaklarımdan, ruhuma dolduğuna inanıyordum. Acılarının huzur, gidişlerinin özgürlük olduğuna inanıyordum. Sevgisizlikten donmuş bedenimi vicdandan uzak gözyaşlarıyla ısıttığıma inanıyordum. Ancak kırmızının en koyusunda nefes aldığıma inanıyordum. En güzel melodinin aralıksız çığlıklar olduğuna inanıyordum. “

Bekledi ve kafasını kağıttan kaldırıp kendini eski sandalyesinde geriye bırakarak bıkkın bir şekilde ofladı. İçinde bir ses çığlık çığlığa kavgalar ediyordu ruhunun sükut kalışına ve baştan kaybetmeyi kabullenmiş bu haline rağmen.

Sonu bir yere gitmiyordu. Ne biçim bir hikayeydi bu? Hem inanmak diye bir anda felsefe yapmak da neyin nesi oluyordu? Ne acemi cümleler kurmuştu!

Bu rezil eseri onca insan içinde okuyup yerin dibine girmiş gibi hissetti. Güneşin dokunuşu ve karanlığın engellediği koku ha? Kim, ne çıkaracaktı bundan? Yazdığı şey tamamen maskaralıktı!

Daha fazla düşünmeden kağıdı avuçlarının arasına aldı ve buruşturup yanındaki çöp yığınına bıraktı. Böyle karamsar olmamalıydı. Bir cinayeti değil, mutluluğu yazmalıydı. Kalemi iyi şeylerin güzel enerjisini hissedecekti ve kağıdın üstünde adeta dans eder gibi kayıp gidecek, en sonunda muhteşem bir eser çıkacaktı. Cinayet, katil, kan... Bunlar olmamalıydı. Sanki kendi farklı bir şey yapıyor gibi kaçmak istedi hikayeden. Belki görünmüyordu ama odası çoktan bir kan gölüne dönmüş,
parmakları birkaç cinayet işlemişti bile. Yazdığı o katilden hiçbir farkı yoktu.

Kelimeleri eğip büküyor, kağıdın üstünde istediği düzende durmayanları en acımasız şekilde silip atıyor ve cümledeki yaşamına son veriyordu. Zavallı kelimeler elleri önünde titrerken yalnızca itaat edip olmadık şekillere giriyorlar, alıştıkları harflerden ayrılıyor, yenilerini kabule zorlanıyorlardı. Sanki hepsi birer mahkumdu ve yazarın önünde yalnızca isteneni yapmak dışında başka bir seçenekleri yoktu. Diğerleri gibi yok olup gidebilir ya da cümlenin hiç bilmedikleri bir yerine atılabilirlerdi. Öylece korkuyla beklemek, bulundukları yerde iyi halleriyle durmak zorundalardı. Yoksa bir anda üstleri kalemin sivri ucuyla karalanabilir, hayat buldukları mürekkep bu defa onları boğabilirdi.

Seri bir cinayetti bu ve kimse görmüyordu bu ufacık kahverengilerle bezeli -elbette bu koyu renk kelimelerden dökülenleri kapatmak içindi- odada ne denli bir vahşetin ve zulmün hüküm sürdüğünü.

İnsanlar bayıla bayıla okuyorlardı Shakespeare’i belki ancak kimse görmüyordu kanlı sayfaları, duymuyordu ezilmiş kelimelerin hıçkırıklarını. Bilmiyordu zavallılar uzun bir Paris betimlemesinde ne işlerinin olduğunu. Yalnızca öldürülmek korkusuyla itaat ediyorlardı. Çünkü biliyorlardı ki itaat etmedikleri yerde insanların seslerinde de ölüyorlardı.

Yazar yeniden eğildi masasına ve tertemiz bir kağıt çıkardı önüne. Kalemini eline alarak az önce düşlediği manzarayı yazmaya koyuldu.

“Beyaz bulutların arasındaydı onun evi, kimse gitmemişti daha önce kısacık da olsa bir misafirliğe ancak sorsan bilirdi herkes belki de neşeli kahkahası sayesinde.”

Kalem yeniden koyu lekeler bırakıyor, kağıt denen bu hapishanede gardiyanlık yapıyordu. Herkes uslu uslu duruyor, çıkıntılık içinde olan birkaçının yok oluşlarını sessizce izleyip içlerinde daha korkulu ancak okuyana daha şairane görünüyorlardı.

Yazabilirdi istediği kadar bulutların beyazını, güneşin güzelim sıcaklığını ve hiç kimsenin bilmediği o büyülü evi. Faydasızdı. Yüzlerce cinayet vardı burada ve diğer her yerde. Kimse duymuyordu ama kelimeler çığlık atarak can veriyorlardı.

Yayına Hazırlayan: Süheyla Çağlar

  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle

Hazırladığınız kitap incelemelerinizi, öykü-deneme türündeki yazılarınızı, edebiyat ve sanat odaklı dosya konularınızı inadinaedebiyat@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

 

Tanıtım amaçlı kitap gönderimi ve reklamlarınız için de aynı kanallardan ulaşabilirsiniz.

  • Instagram
  • X
  • Youtube
  • Pinterest
  • Facebook
bottom of page