KARANFİL ELDEN ELE
“Baban ne işi yapıyor? “ sorusu günümüzde argoda sıkça söylenen ‘böyle ölmem füze at’ klişesinin doksanlardaki füzesiydi birçoğumuz için. İlk günden, sesi gür çıkanla sesi içine kaçanı belirleyen bir soruydu aynı zamanda. Babamızın olmayan parası, annemizin meçli saçı, çantamızdaki kokulu silgi, saçımızdaki don lastiği, önlüğümüzün soluk rengi, sınıftaki konumumuzu belirlerdi o yıllarda. Kimin yanında oturduğumuz da en az bunlar kadar önemliydi. Mini mini birler kalem tutmayı öğrenmeden bu toplumsal sınıf ayrımını öğreniyorlardı aslında farkında olmadan. Hangimiz bir harf öğrenme hevesinden önce yeni aldığımız boya setini göstermeye gitmedik okula. Ya da saçımızdaki kiraz tokalar fark edilsin diye savurmadık saçlarımızı. Kimimizin her şeyi vardı ama anne kucağı eksikti. Kiminin de huzuru vardı ama silgisi kokusuzdu. Eksikliklerimiz farklı da olsa ‘Hep Eksik’ tik işte.
Sevgili Melike İlgün, bu bağlamda Hasret’in çocukluk anıları üzerinden doksanlı yılların ortak hafızasını öyle derin ve eksiksiz anlatmış ki… Biz de sayfaları çevirdikçe, Hasret gibi çiçek olduk, annesinin kırmızı saten gömleğine üzüldük, Gurbet’in sırtını sıvazladık, sevgi pıtırcığı Özlem’in sarı saçlarına pembe eşyalarına hayran olduk, ince kaşlı annesine sinir olduk. Mahir’in kibrine bilendik, Furkan’ın vefasına gözümüz doldu. Okurken yüzleşebildik mi biz de eksiklerimizle? Benim gerçeğim deyip sarıp sarmalayabildik mi çocukluğumuzu? İçimizdeki o ikircikli sesi duyduk mu? Hasret miydik okurken Özlem mi? Ya da Mahir, bilmiyorum. Ama üçüne de içimizin cız ettiği kesin.
‘Gökyüzü gibi çocukluk, bir yere gitmiyor’ evet ve bu yüzden asıl başarı onu kabullenmek bence. Travmalarımıza sebep gösterme kolaycılığından çok, büyümüş olsak da içimizde ağlayan çocuğun sesini duyma cesaretini gösterip tek başına değil de onun da elinden tutup birlikte yol almak aslolan sanırım. Yazarın da dediği gibi, ‘kurtulmak değil sadece, kurtarmak da’ aynı zamanda.
Bu ülkede Yurdagül öğretmenlerin dokunuşuna ihtiyacı olan o kadar çok kızımız olduğu gerçeğini de hatırlatıyor bize yazar. Küçülen bir önlükle okumuş olmasak da aslında her birimiz Yurdagül öğretmen olabiliriz imkanımız ölçüsünde. Yoksa nasıl geçer, ‘Karanfil elden ele…’
Özetle ‘Hep Eksik’ çocukluk anılarından hareketle toplumsal sınıf, kimlik ve aidiyet kavramlarını başarılı bir şekilde ele alan etkileyici bir kitap. Çocukluk, birçok kitapta anlatılagelen bir konu. Bu kitabı güçlü kılansa ne anlattığından çok, nasıl anlattığı bana göre. Hem duygusal hem gerçekçi anlatımı, güçlü gözlem yeteneği, düşündürücü mesajları ve derin cümleleriyle okuyucuda kalıcı bir iz bırakıyor. Özellikle çocukluk, eğitim ve toplumsal eşitsizlik üzerine düşünmek isteyen okurlar için de okunmaya değer bir kitap.
Bazen de yaralar kapanmaz insan olur. İnsan olan yaralarımızın kabuğunu kaldırmayalım, varlığını inkar etmeyelim kendimize sahip çıkalım yeter.
Yayına Hazırlayan: Süheyla Çağlar


