ELLER HAVAYA
Çok hastayım. ‘İçim dışıma’ çıktı. Yediğim mi dokundu ki? Kustukça kusuyorum. Ateşim var. Üstüne bir de ishalim. Ha bire su kaybediyorum. Saçlarım da dökülüyor. Yaşlıyım, yorgunum, çok sarsıldım ama bu seferki başka bir hal. Bu hale nasıl geldim ben. Bana bir şey olmazdı, öyle zannederdim. Eski sağlığım o kadar uzak geliyor ki şimdi bana. İlk güçten düşüşüm değil bu, daha önceleri de oldu. Ama iyileşmem uzun sürmezdi, toprak kokulu, bereketli, bir alınca on veren cömert ‘tabiat ana’ sayesinde.
Sevenim çoktu beni gençliğimde. İnsanlar severdi beni. Bağlılardı bana. Koruyup kollar, zarar veren olursa önüme geçer, diklenirlerdi. Kalplerindeki umut, gözlerindeki yaşama sevinci, içlerindeki iyiliktim. Bana olan inançları tamdı hep. Aramız iyiydi yani. Arada kavga ettiklerim de olmadı değil ama uzatmazdık küslüğü. Her seferinde yenildikleri zaaflarıydım ben onların. Vazgeçemedikleri mücevherdim. ‘Gidecek başka yerimiz mi var?’ deyip kapıma gelirlerdi her dara düştüklerinde. Ben de kapatmadım kapılarımı, her gelişlerinde kucakladım, sarıp sarmaladım onları. Karşılıklı sevişirdik anlayacağınız. Büyüklerinden devraldıkları bir emanet, çocuklarına verecekleri bir hediyeydim. Şarkılar söylediler adıma, şiirler yazdılar. Resmettiler güzelliklerimi. Ne oldu, nasıl oldu anlamadan, beni sevdiğini sandığım insanoğluyla aramızda amansız bir savaş başladı sonra. Işığıyla şifa olan, gölgesiyle huzur veren, kokusuyla mest eden huzur dolu yeşil, mavi boyalı evim, kül saçar oldu. Çamurlu su akıtır oldu evimin muslukları. Sarsıldım, içimde gedikler oluştu, yandım. Yandıkça volkan gibi patladım. Yemyeşildi sofralarım eskiden. O yeşil soframda artık duman, plastik, zehir var. Yedikçe hazmedemedim. Hazmedemediklerim, içimde şişti, bir yaraya dönüştü. Sonra kötü huylu bir ur oldu, büyüdü. Şimdi her kusmuğum bir tsunami, her ishalim bir sel, düşmeyen ateşim bir yangın. Doğal olan her hareketim artık bir organize işler şebekesinin ürünü.
Sadece beni değil, dengemi sağlayan, beni ayakta tutan dilsiz yavrularımı da düşman gibi görür oldu insanoğlu. Üçünü de aynı bahçede besleyip büyüttüğüm kardeşlerden ikisi, hain kardeşlerinin ihaneti karşısında şaşkın. Alt üst olan dengemin farkındalar. Onlar da mağdur bu yıkımdan. Yeşilden kara lekeye dönen evlerinde ya canlarından ya evlerinden oldular. Kimi de zehir soluduğunu fark etmeden telef olup ellerimde can verdi.
Her şeye rağmen hala yaralı bir kuşu iyileştirmeye çalışan, aksak ayaklı bir köpeğe ıslak gözlerle bakan merhametli çocukları, sahipsiz yavru kedilere bir aile olmaya çalışanları, bir avuç toprak, bir zeytin dalı, bir ağaç yaprağı için yerlerde sürüklenen, sesini sözünü sakınmayan, elindeki her fidanı, tohumu, çekirdeği toprakla buluşturmaya çalışan ve çocuklarına ‘evimize sahip çıkmalıyız’ diyen vicdanlı insanları görünce, bazen bu umutsuz, yıkık halimden utanıyorum, yalan yok.
Ateşim hala düşmedi. Soğuk soğuk terliyorum aynı anda. Zor nefes alıyorum. Ben kendimden geçtim de insanoğluna kötü bir haberim var: Hastalığım bulaşıcı. Bana açtığınız savaşta, üzerime doğrulttuğunuz her silah, eninde sonunda size dönecek. Bu savaşın kazananı yok. Beni ayağa kaldıracak tek ateş düşürücü, silahınızı bırakıp teslim olmak. Eller havaya. Haydi. Şimdi.
Yayına Hazırlayan: Süheyla Çağlar


