DÜĞÜN FOTOĞRAFI
Ekranda bir fotoğraf karesi. Gözünün önünde canlanan anılarda kaybolmuş. Bir bayram sabahı. Törene hazırlanan trampet takımının sesiyle, bir camı kırık okul kapısının önünde poz vermişler. Gül ve Lale. Çok heyecanlılar, o yeşil elbiseler için de prenses edasıyla bakmışlar kameraya. Üstlerinde uçuşan ve bayram coşkusuna eşlik ediyor gibi cıvıldayan kuşlar, onları izliyor yukardan. Bir örnek giyinmişler. Bütün sınıf gibi. Yaprak yeşili, askılı elbise, içinde yaprak desenli beyaz gömlek. Annesi terziye diktirmemiş, kendi dikmişti evde. Kaç kez prova yapmıştı üstünde, ağzına iğne sıkıştırarak. Deli gibi korkardı o anlarda, iğne bir yerine batıverecek diye. Yanlarında duran, kırmızı çoraplı, uzun bacaklı, uzun saçlı kızı bir türlü çıkaramadı. Onlar gibi giyinmemiş, siyah önlük var üstünde. Gösteri grubunda değil yürüyüş Grubundaydı demek ki. Üst sınıflardan olmalıydı.
Ne kadar ulaşmaya çalışmış, Gül adında ne kadar yanlış hesaplara mesaj yollamıştı. Sonunda aramayı bırakmış, o beni unutmuştur bile, diye düşünmeye başlamıştı. Aynı sırayı paylaştığı, birlikte güldüğü, el ele tutuşup gezdiği ilk ve tek kız arkadaşı. Adı gibi yüzünden eksik olmayan gülümsemesiyle geçmişin gülen yüzü. Gül. Çocukluğunun unutmak istediği anılarını daha az hatırladığı zamanda ulaştı ona. Bir arınma, bir kaçınma çabasında nicedir. İçindeki çocuğu haykırma çabasında. Şimdi Gül’ün yolladığı ve çekildiklerini dün gibi hatırladığı resme bakıyor. “Hiç değişmemişsin.” yazmış resmin altına. Oysa ne çok değişti Lale. Güldüğü şeyler bile değişti. Artık daha az gülüyor.
Aynı oğlana aşıktı ikisi de. Jöleyle yana yatırdığı saçı, beyazlığıyla göz kamaştıran yuvarlak bebek yüzü, düzgün ve beyaz dişleri, kibar konuşması ve Lale’nin aklını alan tebessümüyle erkek güzeli Onur. Tek kusuru boyuydu. Allah bu kadar güzelliğe nazar değmesin diye uzun boyu esirgemişti sanki. Dile gelmeyen sessiz aşklarını hiç anlatmadılar birbirlerine ama ikisi de hissediyordu diğerinin aşkını. Bu bile bozmadı dostluklarını ama. Dile gelmediği için masumiyeti hiç bozulmayan bir aşktı çünkü. Küstüklerini hiç hatırlamıyordu. Tersine hep bol kahkahalı anıları vardı. Tek gülebildiği yer Gül’ün yanıydı çocukken. Anılarının çoğunda Onur ortalarında. Beğenildiğinin farkında mıydı acaba? Farkında olsa annesinin özenle ördüğü uzun beliklerini arkadan çekiştirip kaçar mıydı? Ya da sırasına plastik fare koyup attırdığı çığlıklarla eğlenir miydi? Yüzüne yerleşen tebessümü bozmadan elindeki fotoğrafa dönüyor tekrar. Beşinci sınıfta ayrıldı Gül’den. Babasının tayini çıktı, uzak bir şehre. Bir hafta sürmedi taşındılar. O zaman yaşadığı yalnızlığı hatırladı. “Hep mektup yazacağım sana, unutmayacağım hiç.” deyip gitmişti. İnanmıştı. Çok bekledi ama o mektup hiç gelmedi. İlkokulu bitirene kadar kimseyle yakın olamadı bir daha. Yıllarca sadık kaldı dostluklarına, Gül’ün ona ihanet edip etmediğini bilmeden. Ortaokul, lise, üniversite derken aklının sandığında sakladı onu ve anılarını.
Gül’ün yolladığı ilk resimle gittiği uzaklardan ekrana dönüyor tekrar. Bir resim daha var. Hızlıca zihnini tarıyor, hangi anıyla karşılaşacak kim bilir. Merakla tıklıyor. Bir düğün fotoğrafı. Çoğu gelinin tercih ettiği uzun, kabarık gelinliklerden değil, diz üstü ve kabarması olmayan bir gelinlik giymiş gelin hanım. Kendisi kabarmış ama duruşuyla. Bu, Gül’ün gülen yüzüne yakışan bir tavır değil. Başı hafif kalkık ve gülüşüyle meydan okuyor sanki. Elinde tuttuğu çiçek buketiyle de sıradanlıktan uzak. Poz verirken kendisini fotoğrafçının tuhaf pozlarına teslim etmemiş. Damadın yanağına bir öpücük konduruvermiş. Damat, gelin ne derse yapmış bir tavırla bakmış objektife. Ne gülmüş, ne somurtmuş. Mutluluğunu geline ispatlayamadığı şaşkın ve sakin bir bakışla. Klasik bir damatlık var üstünde. Gelinin değil kendisinin tercihi olduğu belli bir duruşla. Bu yakışıklılığı nerde olsa tanır. Çocukluğundan beri. Saçları yine jöleli, yana taranmış, yine beyaz, yuvarlak ama bu kez olgun bir yüz. Onur’la evlenmiş Gül. Çocukluk aşkıyla çocukluk arkadaşı bir düğün fotoğrafında selamlıyorlar onu, gözlerindeki yaşları görmeden. Yıllarca beklediği o hiç gelmeyen mektubun nedeni de gözünün önünde. Ona yazılmayan mektuplar Onur’a yazılmış demek ki. Türk filmlerinden bir sahnede sanki. Ekrana, aldığı nefesi bırakmaya korkarak donmuş bir halde bakıyor. Sessizce akan yaşları dudağının kıvrımına ulaştı bile.
Şu an neyin yasında olduğunu anlayamıyor. İçindeki duyguya ad veremiyor tam olarak. Onur çocukluk aşkıydı sadece ve bu aşktan haberi olup olmadığı bile meçhuldu. Artık ikisi de çocuk değildi. Hem ilkokuldan sonra haberleşmediler ki hiç. Ne oluyordu böyle, bu kalp kırıklığı da neyin nesi? Aldatılmışlık hissi nerden çıkıp da gelip kalbine oturdu şimdi? Çenesine varan gözyaşlarını durdurmak için gözlerini sildi uzun uzun. Kırgınlığı Onur’a değil Gül’e. Bunu kendine itiraf edince daha da ağlıyor. Durdurmuyor bu kez yaşları. Önünde birleştirdiği avcuna dökülen yaşlara baka baka hıçkırıyor. O yapmazdı. Dile gelmese de fark edilen o duyguların üstüne beton dökemezdi. Çocukluğun geçip gittiğini düşünüp yokmuş gibi yapamazdı. Belki de o zaman da hiçbir şey onun sandığı gibi değildi. Onur’a olan aşkını ne Onur ne Gül fark etmişti. Ya da Gül onun verdiği kadar değer vermemişti ona. Hiç mektup yazmamasından belli değil miydi? Ne olmuş, nasıl olmuş olursa olsun şu an ihanete uğramış gibi hissediyordu.
Çocukluk aşkıyla evlenmeye giden o yolu merak etti. Nasıl oluyordu, o bağ yeniden nasıl kuruluyor, o duygular nasıl canlanıyordu tekrar? Çocukken kalbe sığmayan o heyecan, büyüdüğünde insan, hangi forma dönüşüyordu? Okuldan sonra nerede karşılaştılar ilk, hangisi diğerini aradı önce? Belki de hiç kopmadılar, hep görüşüyorlardı. Olamaz mı?
İnsan büyüdükçe, duyguları küçülüyor sanıyordu. Ekrandaki resme bakarken Onur’a hissettiği hayranlık ve Gül’e duyduğu yakınlık, çocuk Lale’nin kalbine eşti. Duyguları, bir fotoğraf karesiyle gömüldüğü derinlerden çıkmaya çalışırken kalbini parçalıyordu. Büyümek, budamaktı içindeki ağacı. Budarken canının acısını unutmak için güzel anılara sığınıyor insan. Sığındığı anılar, bir fotoğraf karesiyle tuz buz olurken, bir dilekle kapatıyor ekranı: “Mutluluklar”
Yayına Hazırlayan: Süheyla Çağlar


