top of page
WhatsApp Image 2026-04-03 at 12.19.50.jpeg

Beyhan TÜMER

16.04.2026

BİR SONRAKİ DURAK

Nefes nefeseydi vardığında. Geç kalmak istemiyordu. Köşeyi döndüğünde burnunu gördüğü otobüse, yokuş aşağı koşturmasa yetişemeyecekti. İnsaflı bir şoföre denk geldi bu sabah. Bazıları üç dört adım gecikse durağa, gözünün içine baka baka kapıyı kapatıp basıp gidiyordu. Tahtına kurulmuş padişah edasıyla duraktaki banka kurulan kediye kısacık bir bakış attı binmeden önce. Kedinin bakışını göremedi ama nazlı miyavlamasını duydu tam kartı okuturken. Şoförle göz göze geldiğinde gülümsüyordu. Tebessümü üstüne alındığını düşündü kısılan gözlerinden. İnsan nefesiyle buğulanan camdan, kediyle bakışarak ilerledi otobüste. Her zamankinden tenhaydı bu kez. Şaşırdı. Tutunduğu demiri bırakmamaya yemin etmişçesine bir adım ilerlemeyen, yetmiyormuş gibi sohbet grubu kuran teyzeler yoktu bu sabah. Kimsenin nefesini ensesinde hissetmeyecek, yağlı saçların kokusunu almayacaktı bugün demek ki. Sevinmesine yetti bu. Küçük mutluluklarla yaşama tutunmayı öğrenmişti. Kendine koltuk bile beğendi, arkalarda tek kişilik bir yer bulup oturdu. Döşemesi rengini kaybetmiş, hafif yırtık ama olsun, tek kişilik ya.

‘’Bir sonraki durak Kuğulu Park’’

Anonsla irkildi. Her otobüste yoktu bu kadife ses. Sese bir vücut çizdi zihninde hemen. Kısa ama havalı sarı saçlar, mavi mi yeşil mi olsun karar veremediği iri gözler, uzun boy, ince bel. Güler yüzlü bir ciddiyet tavrı. Hayalinde yarattığı kadından, karşısındaki kıza yöneldi bakışları. Abartılı makyajı, tedirgin bakışları dikkat çekiciydi. Yaşı en fazla on yedi. “Daha on yedi on yedi on yedi mi!” İçinden mırıldandı şarkıyı. “Niye bu erkenden büyüme hevesi? Masumluğu, toyluğu makyaj arkasına gizleyerek çocuk değilim ben tavırları? Bal gibi de çocuksun işte. Ben değil, o tedirgin bakışların söylüyor bunu.” dedi içinden, gözünü kızdan ayırmadan. Adını tahmin etmeye çalışırken yeniden anonsla sıyrıldı düşüncelerinden.

“Bir sonraki durak Meclis ”

Hemen her gün ya yumruklarla, yumruk yoksa söz dalaşıyla edilen kavgaları eksik olmayan, uyuyan vekilleri, çoğunluğun oylarıyla reddedilen görüşmeleri, ucuz lokanta fişleriyle gündem olan büyük meclis. Kurulduğu için çocuklara bayram hediyesi olan. Halkın ritmiyle atması beklenen ülkenin kalbi. Kapı açılınca içeriye dolan dışarının soğuğu çarptı yüzüne. Kapının kapanmasını beklerken, gözü dönüp duran sinevizyona takıldı. Ünlülerin doktoru kendi videosunu çekip izletiyor gelen geçene. Günaydın niyetine. Yüzünde yapmacık bir gülümseme. Dünyayı kurtarıyorum edaları. Her gün geçiyor önünden ama ilk kez bu kadar dikkatli ve uzun izleyebiliyor. Bu saatte bile gece gibi ışıl ışıl yapmış binanın önünü. Baştan aşağı abartı. Fazla görünmekle neyi saklıyor kimbilir?

“Bir sonraki durak Güven Park ”

Adını, insanların kendinden çok birbirine güvendiği yıllarda, “Türk, Öğün, Çalış, Güven” diyen en güvenilir büyük Türk’ün sözünün yazıldığı anıttan alan, şimdilerde en güvenilmez yerler olan parklardan. Kimin kim olduğu, ne olduğu belli değil artık. Herkes birbirine potansiyel sapık, katil, hırsız bakışları atarak yürüyor. Otobüsün içi tenha ama trafik feci. Geç kalmasa bari. Sevmiyor artık işini. Bugün hele hiç sevmiyor. Bu işi yaparken kendini de sevmiyor. Ama mecbur. Bir kağıt parçasının çokluğuyla değer biçilen adına hayat denilen bu saçmalığın içinde ayakta durabilmek için çalışmak zorunda. Ankara’yı seviyor ama. Önceden de severdi. Tatillerde gezmeye geldiği zamanlarda. Burada yaşamak fikriyse çok uzaktı o zamanlar. Hayat işte. Plan yapmaya gelmiyor. Akla gelmeyen başa geliyor. Ankara iyi ki gelmiş başına. Deprem olmasa, buraya yerleşmeyi düşünmezdi. Küçük dünyasında mutluydu. Altmış beş saniyelik sarsıntıyla sadece sallanmadılar, dağıldılar da. Sonunda sarsıntı durup gerçeğe döndüğündeyse karanlık çöktü üstüne, kalbine. Göremediği duvarların yıkılışını, komşusunun yardım isteyen çığlığını duydu sonra. Dışarıya çıkabildiğinde yalnız kendi evinde sandığı sarsıntının arsız yağmurun eşliğinde tüm şehri yıkıp geçtiğini anladı. Kalbi, zihni donmuştu sanki. Öyle olmasa aldığı ölüm haberlerine bağıra çağıra ağlardı. Hayır, düşünmeyecek, düşmeyecekti tekrar. Ne yaparsa yapsın, zihni hep o anlara dönüyor, en ufak bir aralık bulduğunda sızıyordu hemen o karanlığa. Dolan gözlerini saklamak için başını eğdi. Ruhunu boğazlayan sıkıntıdan kurtulmak için çantasında bir şeyler arıyor gibi yapmaya başladı. Ama karşısındaki teyze fark etti gözyaşlarını. Belli belirsiz gülümsedi.

“Bir sonraki durak Ulus”

Yeniden irkildi. Ne kadar dalmış, dağılmışsa kaç durak geçtiğini fark etmemiş bile. Varmak üzere. Bir durak sonra inmek için ayaklandı. Şoförün ani freniyle tam düşecekken soğuk demire tutunmayı başardı. Otobüse binmesi ayrı, inmesi ayrı bir de içinde durabilmek için de cambazlık yapmak gerek diye düşündü. Otobüsten inince kulaklığını taktı. On dakika yürüyecekti daha. Radyo frekansını buldu. Duyduğu sesle olduğu yerde durdu. Kulağında değil kalbinde yankılandı yardım korosunun sesi. “Sesimi Duyan Var mı?” Bugün 6 Şubat. Felaketin üçüncü yılı. Üç yıldır sesini duyamadıklarına acı bir selam yollayıp “ Unutmadım.” deyip yürüdü.

Yayına Hazırlayan: Süheyla Çağlar

  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle
  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle
görsel_2026-04-15_161152387.png

Hazırladığınız kitap incelemelerinizi, öykü-deneme türündeki yazılarınızı, edebiyat ve sanat odaklı dosya konularınızı inadinaedebiyat@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

 

Tanıtım amaçlı kitap gönderimi ve reklamlarınız için de aynı kanallardan ulaşabilirsiniz.

  • Instagram
  • X
  • Youtube
  • Pinterest
  • Facebook
bottom of page