Ah ilk kitaplar! Yazandan bir parça kopacak da evrende yıldız gibi parlayacakmışçasına müstesna bir öneme sahip ilk kitaplar. Bu önem hem yazarlar hem de edebiyat tarihi için geçerli. Biz de bu heyecana ortağız ve büyük bir zevkle yazarların ilk göz ağrılarının görünürlüğüne katkı sunmayı görev biliyoruz.
Ümit Yaban

"Ümit Yaban ile İlk Ümit" röportajları yeni konukların ilk kitaplarıyla inadinaedebiyat.net adresinde devam ediyor.
Ümit Yaban'ın bu seride sitemizdeki yeni konuğu "Kapının Dışı" adlı kitabıyla Sidem Samsun.

Sayın Sidem Samsun ilk kitabınız Kapının Dışı’nı kutlarım, Notos Kitap’tan elimize geçti keyifle okuduk teşekkürler. Öncelikle merak ettiğim sizsiniz, edebiyatla kurduğunuz ilişkiye de değinerek kendinizi tanıtır mısınız? Sidem Samsun kimdir?

Yazdıkça meraklanan, meraklandıkça da okuyan biriyim. Aslında kitaplarla tanışmam biraz geç oldu; üniversitenin ilk yılında hayatıma girdiler. Ama o ilk karşılaşmadan sonra bir daha hiç kopamadım.
Sanırım yazmaya başlamam da bunun doğal bir uzantısıydı. Önce kafamda birikenleri, kimseye anlatamadıklarımı defterlere döktüm. Ardından öykü ve roman denemeleri geldi. Hâlâ da o dönemden kalmış, gerçekten bitip bitmediğinden emin olamadığım dosyalarım var. Ama artık dönüp onlara bakmıyorum. Benim için onlar, yazmayı öğrenmeye çalışan, acemiliğimin tanıkları.
Yazmak aslında benim sürekli kaçtığım ama kaçtıkça içine daha çok çekildiğim bir alan. Ben disleksiden mustaribim. Bununla başa çıkmak hiç kolay olmadı. Uzun yıllar yazdıklarımı kimseyle paylaşmadım. Sonra disleksiyle yaşayan başka yazarların da olduğunu öğrendim. Bu bana hem cesaret verdi hem de yalnız olmadığımı hissettirdi. Bir de tabii bilgisayarın ve özellikle Word'ün sunduğu imkânlar…
Bugün dönüp baktığımda kendimi; merakı sayesinde okuyan, okudukça yazan ve tüm zorluklara rağmen yazmaktan vazgeçmeyen biri olarak görüyorum.
Yazma yolculuğu nasıl başladı? Yolda bir atölye ya da editörden destek aldınız mı? Bu yolculuğa yeni çıkanlar için tavsiyeleriniz nelerdir?
Kızımın anaokuluna başlamasıyla birlikte, kendime ait zaman yaratabildim ve yazmayı daha disiplinli bir şekilde hayatımın merkezine aldım.
Yazarken karşılaştığım ve tek başıma çözemediğim sorunlar beni Notos Atölye'ye götürdü. Orada hem metinlerime dışarıdan bakmayı hem de yazının teknik yönünü daha bilinçli değerlendirmeyi öğrendim.
Bence yazmaya yeni başlayanlara atölyeler çok iyi bir yol haritası sunuyor. Ama bir noktadan sonra o haritayı kenara bırakıp tek başına yürüyebilmeli insan. Ezberlediği yolların dışına çıkabilmeli, hatta bilmediği patikalara sapacak cesareti de gösterebilmeli. Yazının biraz da böyle geliştiğine inanıyorum.
Şu anda bir editörle çalışıyorum. Yazı yalnız yapılan bir iş olsa da iyi bir editörün bakış açısı benim için çok kıymetli.
Yaşanmışlıklar, gözlemlediklerimiz, iç dünyamız yazdıklarımızın bel kemiği olsa da sizin yazarken ilham kaynaklarınız, hikâyelerinizin temelini oluşturan unsurlar nelerdir?
Her şey. Radyoda duyduğum bir haber, eve geldiğimde kapıda asılı duran bir poşet mürdüm eriği, duyduğum bir cümle, belki bir bakış ya da okuduğum birkaç satır… Ama galiba en önemlisi de bu her şeyin bendeki karşılığı.
Yazım süreciniz belirli bir disiplin veya ritüel çerçevesinde mi ilerliyor? Yazar tıkanıklığını aşmak için benimsediğiniz özel yöntemler var mı?
Hafta içi dört gün, çocukları okula gönderdikten sonra masanın başına oturuyorum. Gün içinde köpeğimle uzun bir yürüyüş yapıyorum. O yürüyüşte hem doğayla baş başa kalıyor hem de yazdıklarım ya da okuduklarım üzerine düşünüyorum. Sonra yeniden yazının başına dönüyorum. Çocukları okuldan alana kadar da çalışmaya devam ediyorum. Yazar tıkanıklığı, bana çoğu zaman yazar tembelliği gibi geliyor. Çünkü okumanın yazarı her zaman beslediğine inanıyorum. Yazmak istemediğim zamanlarda kendimi okumaya veriyorum. Bir süre sonra fark ediyorum ki, okuduklarım beni yeniden masa başına çağırmış. Benim için en iyi çıkış yolu okumak.
Kitabınızın genel teması nedir? Temayı oluştururken bilinçli bir şekilde mi hareket ettiniz yoksa yazım sürecinde kendiliğinden mi ortaya çıktı?
Kitabım göçü ve aidiyeti anlatıyor ama onların büyük hikâyelerinden çok, gölgede kalmış yerlerine dokunmaya çalışıyor. Temayı aslında bilinçli olarak oluşturmadım. Ama işte İnsan kendinden kaçamıyor ve bu da yazdıklarını etkiliyor.
Kitabınızı okuyan birinin aklında en çok hangi soruların veya duyguların kalmasını isterdiniz?
Galiba şu soruyu sormasını isterim: Kapının dışında kalmış insanlarla empati kurabiliyor muyuz? Onları gerçekten görmek, hikâyelerini duymak için çabalıyor muyuz?
Kitabınızı yazarken ve yayımlarken aldığınız en değerli tavsiye ne oldu?
Sabırlı ol.
Yeni dosya hazırlığınız var mı? İlk kitap tecrübesini yaşamış biri olarak, ikinci dosya hazırlığında mutlaka buna dikkat edeceğim dediğiniz başlıklar neler?
Bir roman dosyası üzerine çalışıyorum. Öykü dosyasından roman dosyasına geçince romanın tekniğe dair öğrenmem gereken pek çok şey olduğunu fark ettim. Ama en fazla vakti dille harcadım diyebilirim. Çünkü gereksiz kelimeler, cümleler, paragraflar ve kullanmaya çalıştığım teknik detaylar, yer yer dilin ritmini bozdu. Bu yüzden de en çok zamanı o ritmi yeniden yakalamaya ayırdım.
Sorularımla okuyanların hem sizi daha iyi tanıması hem de kendi kafalarındaki soru işaretlerine bu yoldan geçmiş birinden cevap bulmalarını diledim. İkinci kitabınızı heves ile bekliyorum. Gönlünüze, kaleminize layık ömrünüz olsun. Teşekkürler.

Sorularınız için teşekkür ederim, cevaplamaktan mutluluk duyduğum bir röportaj oldu. Çiçeklensin bahçeleriniz.
Sidem Samsun,
Kapının Dışı,
96 Sayfa, Notos Kitap
Söyleşi: Ümit Yaban, 01.10.2026


.jpg)