Ah ilk kitaplar! Yazandan bir parça kopacak da evrende yıldız gibi parlayacakmışçasına müstesna bir öneme sahip ilk kitaplar. Bu önem hem yazarlar hem de edebiyat tarihi için geçerli. Biz de bu heyecana ortağız ve büyük bir zevkle yazarların ilk göz ağrılarının görünürlüğüne katkı sunmayı görev biliyoruz.
Ümit Yaban

"Ümit Yaban ile İlk Ümit" röportajları yeni konukların ilk kitaplarıyla inadinaedebiyat.net adresinde devam ediyor.
Ümit Yaban'ın bu seride sitemizdeki yeni konuğu "Elmayı Isırdık Artık Çok Geç" adlı kitabıyla Sezin Boyabatlı.

Sayın Sezin Boyabatlı ilk kitabınız Elmayı Isırdık Artık Çok Geç’i kutlarım, Eva Kitap’tan elimize geçti keyifle okuduk teşekkürler. Öncelikle merak ettiğim sizsiniz, edebiyatla kurduğunuz ilişkiye de değinerek kendinizi tanıtır mısınız? Sezin Boyabatlı kimdir?

Merhaba Ümit Hanım, öncelikle “İlk Ümit” serisinde yer almaktan büyük mutluluk duyduğumu belirtmek isterim. Elbette kendimi tanıtayım. 1987 doğumluyum. Geçen yıla kadar İstanbul’da yaşadım. Tüm çocukluğum, gençliğim, eğitim hayatım, iş hayatımın ilk on yılı orada geçti. Hayata dair ilk deneyimlerimi İstanbul’un farklı semtlerinde, her anı tarifsiz güzellikler, karşılaşmalar ve kazanımlarla dolu şekilde yaşama şansım oldu. Lisans eğitimimi Galatasaray Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladım. İngilizce, Fransızca ve İspanyolca dillerini biliyorum. Bugüne kadar Fransızca’dan Türkçe’ye çeviriler ve farklı yayınevlerine editörlük yaptım. İş hayatıma gençlik hayalim olan hosteslik yaparak başladım. Uçma tutkum, uçaklara ve gökyüzüne olan ilgim sebebiyle yöneldiğim havacılık sektöründe dört yıl çalışarak dünya üzerinde elli iki farklı ülkede bulundum. Bu süre zarfında hem dünyanın farklı kültürlerine hem de insanlık hallerine şahitlik ettim.
Amerika’dan Afrika’ya, Asya’dan Avrupa’ya, Kanada’dan Uzak Doğu’ya yaptığım uçuşlar sırasındaki gözlemlerim, yaşadıklarım ve öğrendiklerim sayesinde bambaşka bir insana dönüşmemin yanı sıra yazdığım öyküler için sayısız malzeme biriktirdim. Akabinde eğitim ve danışmanlık alanında uzun yıllar farklı kurumlarda görev aldıktan sonra 2025 yılında sevgili eşim Doç. Dr. Ergün Arda ile evlendim ve Çanakkale’ye yerleştim. Yüksek lisansımı Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü’nde Sanat Eğitimi üzerine yaptım. 2025-2026 Bahar dönemi itibariyle aynı alanda doktoraya devam etmekteyim. Edebiyata olan ilgim çok küçük yaşlarda başladı. Kitaplara, hayal kurmaya, okumaya ve yazmaya çok düşkün bir çocuktum. Gençlik yıllarımda bu durum giderek arttı. Üniversiteye başladığım sene (2005) Fransızca bir masal yazarak yazmaya başladım. Yazdığım masalı Türkçe’ye çevirdim. Ardından öyküler yazarak devam ettim. Uzun yıllar öykü yazdıktan sonra 2016 itibariyle şiirler yazmaya başladım. Henüz denemediğim birçok tür var. Ömrüm oldukça edebiyatın farklı türlerinde üretmek isterim.
Yazma yolculuğu nasıl başladı? Yolda bir atölye ya da editörden destek aldınız mı? Bu yolculuğa yeni çıkanlar için tavsiyeleriniz nelerdir?
Dediğim gibi yazma yolculuğum 2005’te başladı. Bu süreçte elbette edebiyat eğitimi almamın olumlu katkıları oldu. Üniversitede öğrendiğim yeni yabancı diller aracılığıyla Albert Camus, Honoré de Balzac, Antoine de St. Exupéry, Simone de Beauvoir, Miguel de Cervantes, Julio Cortázar vb. Fransız ve İspanyol edebiyatının büyük yazarlarını orijinal dilinden okumak, bana o yazarların büyülü dünyalarının kapılarını açtı. Hayal gücünün sonsuzluğunu, farklı düşünme, anlatma ve yazma yollarını keşfetmek, daha farklı ifade biçimleriyle karşılaşmak, eşzamanlı olarak sürekli okumalar ve bu metinler üzerinde analizler yapmak, yazma serüvenimi derinden etkiledi.
Uzun yıllar kendi başıma yazdım. Öykülerimi çok yakın çevrem dışında okuyan olmadı. Yirmili yaşlarımda öykü yarışmalarına dosya gönderirdim. 2013 yılında Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri’nde, “Pamuktan Hikayeler” adlı dosyam öykü dalında gelecek vadeden ilk on dosya arasında gösterildi. 2017 yılında PEN Yazarlar Derneğinin düzenlediği Zeynep Aliye Öykü Atölyesine katıldım. Burada, her hafta farklı öykü örnekleri okuyup aynı zamanda belirlenen tema üzerine bir öykü yazdık. İki ay süren bu atölye, düzenli yazmak konusunda yararlı oldu. 2020 yılında bir öykü okuma etkinliğinde çocuk kitaplarıyla tanınan sevgili Şeniz Baş ile tanıştık. Akabinde, bende yeri çok ayrı olan, kıymetli yazar ve gazeteci Ayça Güçlüten ile bir araya gelerek dört ay süresince birebir bir çalışma yürüttük. Bu çalışma, her seferinde farklı bir türde yazarak yazarlığımın sınırlarını zorladığım, disiplinli biçimde ürettiğim ve yaratıcılık kapasitemin bambaşka boyutlarını keşfettiğim bir dönüm noktası oldu. Her birine katkıları için teşekkürlerimi sunarım. Bu yolculuğa yeni başlayanlar için tavsiyem, elbette çok okumaları, yazma pratikleri yapmaları ve her şeyden önemlisi kendilerini tanımak için farklı yollar deneyerek özlerine ulaşmaları yönündedir. Ancak bu aşamadan sonra, kim oldukları ve neyi neden yazdıklarının bilincine vararak yazarlık yolculukları daha derin bir anlam kazanır ve uzun vadeli etki uyandırabilirler diye düşünüyorum.
Yaşanmışlıklar, gözlemlediklerimiz, iç dünyamız yazdıklarımızın bel kemiği olsa da sizin yazarken ilham kaynaklarınız, hikâyelerinizin temelini oluşturan unsurlar nelerdir?
Yazarken ilham kaynaklarım her seferinde birbirinden çok farklı bir konu, mekân, durum veya kişi olabiliyor. Kişisel olarak farklı coğrafyalardan, ülkelerden ve mimariden çok etkilenen biriyim. Haliyle bazen gittiğim bir şehir veya gitmeyi hayal ettiğim bir yer bana ilham olurken; bazen iç dünyamda beni çarpan bir duygu veya durum yazmamı tetikleyebiliyor. Örneğin ilk kitaptaki öykülerimin temelini oluşturan unsurlar, büyük oranda mekânlardır.
Dünya’da veya başka bir gezegende, dünyanın farklı köşelerinde, bazen bir markette, her öyküm farklı bir ülkede geçmekte. Bu duruma bağlı olarak elbette olay örgüsü, karakterler ve zaman ciddi farklılıklar gösteriyor. Elmayı Isırdık Artık Çok Geç’in kapağındaki elmanın üzerine dikkatle bakarsanız dünya haritasından bir kesit olduğunu görebilirsiniz. Okura bu şekilde göz kırpmış olayım.
Yazım süreciniz belirli bir disiplin veya ritüel çerçevesinde mi ilerliyor? Yazar tıkanıklığını aşmak için benimsediğiniz özel yöntemler var mı?
Yazım sürecim belirli bir disiplin veya ritüel içinde ilerlemiyor. Elbette bir öyküye başladığımda onunla yatar kalkar, gün içinde kafamın içinde, bir köşede onu gezdiririm. Ancak iş hayatı veya akademik süreçler sebebiyle yazma sürecimin kesintiye uğradığı da olur. Elimden geldiğince öykünün ruhundan fazla uzaklaşmadan yazmaya gayret eder; az da olsa masanın başına oturur, yazdığım kadarını yeniden okur, kaldığım yerden devam ederim. Her okumada gerekli değişiklik ve düzenlemeleri yapar, içimde belli bir olgunluğa ulaştırırım. Yazar tıkanıklığını aşmak için mümkünse yürüyüşe çıkarım. Bu anlarda bana ilham verebilecek sanat eserleri iyi gelir. Görsel hafızamı, imgelem gücümü besleyecek filmler izler veya sergilere giderim. Yazmak her seferinde kendinizi yeniden doğurmak. O yüzden yazma heyecanını kaybetmediğiniz sürece tıkanmak, kasılmak ve kıvranmak da sürecin bir parçası bence. Akışta kalmak gerek…
Kitabınızın genel teması nedir? Temayı oluştururken bilinçli bir şekilde mi hareket ettiniz yoksa yazım sürecinde kendiliğinden mi ortaya çıktı?
Kitabım, her biri 2005-2025 yılları arasında farklı zamanlarda yazdığım yedi öyküden oluşuyor. Yirmi yıllık bu süreçte, üniversite yıllarında yazdığım bir öykü de veya 2024’te kaleme aldığım bir öykü de bulunuyor. Bu bakımdan kitabımın genel teması, farklı coğrafyalarda kendi varoluş mücadelesini veren, tüm engellere, kayıplara ve zorluklara rağmen kendi olmaktan vazgeçmeyen ve inandığı biçimde yaşayan, duygularına sahip çıkan insan hikayeleri diyebilirim. Bu öykülerde okura sanat, seyahat, yollar, beklenmedik karşılaşmalar, aşk, müzik ve mimari eşlik ediyor. Bu öykülerin bazıları bilinçli şekilde, bazılarıysa yazım sürecinde kendiliğinden ortaya çıktı.
Kitabınızı okuyan birinin aklında en çok hangi soruların veya duyguların kalmasını isterdiniz?
Kitabımı okuyan birinin aklında en çok “Ben gerçekte kimim? Neyin peşindeyim? Bu dünyadaki amacım ve görevim ne? Kendimden ne yapmak istiyorum?” soruları ile samimiyet, cesaret, maceraperestlik, sıradışılık, adanmışlık, küllerinden doğma, dönüşüm, varoluşçuluk, bireysellik, kendini aşma, gerçeklik ve aşk duygularının kalmasını isterdim.
Kitabınızı yazarken ve yayımlarken aldığınız en değerli tavsiye ne oldu?
Yirmili yaşlarımın başında çok heyecanlı bir genç kızken fikrine güvendiğim bir kişi “Sezin’cim heyecanını anlıyorum. Yazdıklarında et var, biz yayıncılar böyle deriz. Ama bence şöyle yap: Yazdıklarını yayımlamakta acele etme, biraz demlensin. Üzerinden belli bir zaman geçtikten sonra yeniden okuduğunda halen bugünkü gibi düşünüyorsan ve yazmak peşini bırakmadıysa bil ki, o zaman sen bir yazarsın. Ve yazdıklarını o zaman yayımla” demişti. Ben de bu değerli tavsiyeyi dinledim. Yazma ve kitabı yayınlama serüvenim tam da bu şekilde gelişti. Yazmaya başlamamın (2005) yirminci yılında ilk kitabımı (2025) yayınladım.
Yeni dosya hazırlığınız var mı? İlk kitap tecrübesini yaşamış biri olarak, ikinci dosya hazırlığında mutlaka buna dikkat edeceğim dediğiniz başlıklar neler?
Henüz bir dosya hazırlığım yok. Daha önceden planladığım ancak yazmak için doğru zamanı beklediğim bir üçleme fikrim var. Bu serinin ilk kitabına başlamak istiyorum. Şiirlerimden ikisi geçtiğimiz aylarda Bozcaada Mendirek Dergisinde yayımlandı. Yakın gelecekte şiir kitabım için çalışmaya başlamayı düşünüyorum. 2016’dan bu yana yazdığım çok sayıda şiirim var. Hangi kitap daha önce yayımlanır bilmiyorum ama her ikisinde de kitabın hak ettiği editoryal sürece özen gösteririm. Kendim de editörlük yaptığım için, bu konuda oldukça titiz biriyim. Hatta yayınevi genel yönetmenim, aynı zamanda dostum olan sevgili Atakan Kelleci, bu konuda beni uyarıyor: Sezin’cim n’olur her hatayı görme diyor… Ama elimde değil, bir metne bakar bakmaz ilk gördüğüm yazım yanlışları oluyor. İster öykü ister şiir isterse roman olsun, yeni kitap yayınlamakta acele etmemek gerektiğini düşünüyorum. Metinler hazır olduğunda yazarına fısıldıyor bence.
Sorularımla okuyanların hem sizi daha iyi tanıması hem de kendi kafalarındaki soru işaretlerine bu yoldan geçmiş birinden cevap bulmalarını diledim. İkinci kitabınızı heves ile bekliyorum. Gönlünüze, kaleminize layık ömrünüz olsun. Teşekkürler.
Sezin Boyabatlı,
Elmayı Isırdık Artık Çok Geç,
160 Sayfa, Eva Yayınevi
Söyleşi: Ümit Yaban, 01.06.2026



.jpg)