Ah ilk kitaplar! Yazandan bir parça kopacak da evrende yıldız gibi parlayacakmışçasına müstesna bir öneme sahip ilk kitaplar. Bu önem hem yazarlar hem de edebiyat tarihi için geçerli. Biz de bu heyecana ortağız ve büyük bir zevkle yazarların ilk göz ağrılarının görünürlüğüne katkı sunmayı görev biliyoruz.
Ümit Yaban

"Ümit Yaban ile İlk Ümit" röportajları yeni konukların ilk kitaplarıyla inadinaedebiyat.net adresinde devam ediyor.
Ümit Yaban'ın bu seride sitemizdeki yeni konuğu "Gamsız Ruhlar Arasında" adlı kitabıyla Sezen Kayhan.

Sayın Sezen Kayhan ilk kitabınız Gamsız Ruhlar Arasında’yı kutlarım, Delidolu Yayınları’ndan elimize geçti keyifle okuduk teşekkürler. Öncelikle merak ettiğim sizsiniz, edebiyatla kurduğunuz ilişkiye de değinerek kendinizi tanıtır mısınız? Sezen Kayhan kimdir?

Merhaba, teşekkür ederim. Ankaralıyım. Buradan başladım çünkü hayatımın büyük bölümünü Ankara’da geçirmiş olmanın hem edebiyatla hem hayatla kurduğum ilişkiyi şekillendirdiğini düşünüyorum. Bugün bulmakta zorlandığımız sadelik ve onun içindeki derinliği yavaş yavaş işliyordu insanın ruhuna Ankara. O zamanlar fakında değildim tabi, insan kaybedince değerini anlıyor.
Babam memurdu, annem özel sektör çalışanıydı; orta halli bir ailede büyüdüm. Anneannem ve dedemle birlikte yaşıyorduk. Dedem İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünün ilk mezunlarındandı. Rıfat Ilgaz’ın eski arkadaşıydı ama dedem edebiyata değil öğretmenliğe yönelmişti; Anadolu’nun farklı şehirlerinde öğretmenlik yaptıktan sonra emekli olmuştu. Evimizde felsefe ve edebiyat ağırlıklı geniş bir kütüphane vardı. Dedem, babam, annem, teyzelerim hepsi çok okuyan insanlardı. Kütüphaneli bir evde büyümenin okuma alışkanlığımın gelişmesinde büyük etkisi oldu.
Lisede resime yöneldim, Güzel Sanatlar Lisesinde resim okudum. Ardından üniversitede Arkeoloji ve Sanat Tarihi lisansı, sonra da Sinema ve Görsel Kültür üzerine yüksek lisans ve doktora yaptım. Şu an Almanya’da akademisyen olarak çalışıyorum. Ağırlıklı üretim alanım sinema ama hikaye anlatımını bir bütün olarak görüyorum; yaratabildiğim, üretebildiğim her alanda var olmaya çalışıyorum.
Yazma yolculuğu nasıl başladı? Yolda bir atölye ya da editörden destek aldınız mı? Bu yolculuğa yeni çıkanlar için tavsiyeleriniz nelerdir?
Okumayı sevdiğim için zaten sürekli kendi kendime bir şeyler karalıyordum. Sanırım ilk lisedeki edebiyat öğretmenimizin dikkatini çekmişti. “Senin kalemin kuvvetli” diye beni Türkiye Felsefe Olimpiyatları için seçmişlerdi. O dönemde çok değerli Ioanna Kuçuradi’nin başkanlığında yapılıyordu. Tüm Türkiye’de her liseden bir öğrenci seçiliyordu. Olimpiyat günü belirli liselerde üç düşünürden alıntılar verilip, tüm öğrencilerden üç saat içinde birini seçip bir deneme yazmaları isteniyordu. Katıldığım yıl Türkiye birincisi olmuştum, Arjantin’deki uluslararası olimpiyatta da Türkiye’yi temsil edip derece almıştım. Bu görünürlük, yazdıklarımın okunması ve beğenilmesi bana büyük şevk verdi.
Daha sonra kısa filmlerim için öyküler yazmaya başladım. Önce öykü olarak yazıp sonra senaryolaştırıyordum. Bu aşamada aile dostumuz Cemil Kavukçu’dan büyük destek gördüm. Kendisi yazdıklarımı okuyup bana öneriler verdi, ilk iki kısa filmimin senaryosunda kendisiyle çalıştık. Başka bir kısa filmimde de Şebnem İşigüzel senaryoyu okuyup değerlendirdi.
Yazım atölyelerine de katıldım. Özellikle Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı’nın ‘Yazma Semineri’ severek gittiğim bir atölyeydi. Yeni başlayanlara bu atölyeleri tavsiye edebilirim. Öğrenmekten çok yazma pratiği yapmak, güzel okuma listeleri edinmek, edebiyat üzerine konuşmak, yazarlarla fikir alışverişi yapabilmek gibi imkanlar sunuyor. Yine bu atölyelerde Mehmet Eroğlu, Fadime Uslu, HakanBıçakcı gibi yazarlarla tanışma fırsatım oldu.
Yaşanmışlıklar, gözlemlediklerimiz, iç dünyamız yazdıklarımızın bel kemiği olsa da sizin yazarken ilham kaynaklarınız, hikâyelerinizin temelini oluşturan unsurlar nelerdir?
Hikayelerimin odağında genelde kadınlar oluyor. Aslında bu başta çok bilinçli bir tercih değildi. Hem filmlerimde, hem öykülerimde hep kadınlardan ilham aldığımı ve onların hikayelerine çekildiğimi fark ettim. Kadınlık halleri, arayışlar, mücadeleler… Hem kendimden bildiğim yanları hem de başkalarının yaşanmışlıklarını bir araya getiriyorum. Karakterlerim bana hem uzak hem de yakın. Yazım sürecinde onları bir gün çok iyi anladığım ve yakın hissettiğim, ertesi gün isteklerini, arzularını anlamlandırmakta zorlandığım zamanlar da oluyor. Anlayacağınız duygu geçişleri çok olan biriyim.
Yazım süreciniz belirli bir disiplin veya ritüel çerçevesinde mi ilerliyor? Yazar tıkanıklığını aşmak için benimsediğiniz özel yöntemler var mı?
Maalesef hayatım böyle bir ritüelin olmasına izin vermiyor. Birden fazla işte çalıştığım ve çok fazla seyahat ettiğim için bir düzen kuramıyorum. Yazma konusunda disiplinliyim ancak akademik makale, senaryo, kısa öykü gibi farklı türlerde üretim yapmam gerektiği için birinden diğerine hemen geçiş yapamıyorum. O nedenle birkaç ay akademik bir metin üzerinde çalışıyorsam arada öykü yazamıyorum. İkisine ayrı odaklanmam gerekiyor.
Ancak seyahatlerin güzel yanı trende çok fazla vakit geçiriyor olmak. Tren yolculukları hem okuma hem yazma konusunda ilham verici olabiliyor. Hala romantik bir tarafı var. Bir de geceleri güzel yazıyorum. Gece sessizliği bana iyi geliyor. Gündüz yazıyorsam da evde ya da ofiste sıkıştığım noktada kendimi kütüphanelere ve kafelere atıyorum. Şu an Berlin’de yaşıyorum ve neredeyse bütün kütüphanelerinde çalışmışlığım var. Kafelerdeki çok yüksek olmayan rabarba gibi seslerin odaklanmak için sessizlikten daha iyi olduğuna dair bir araştırma okumuştum. Bazen bende de işe yarıyor. Yazar tıkanıklığı benim de sık sık yaşadığım bir durum, başka bir reçetem yok maalesef. Tıkanırsanız kendinizi parklara, sokaklara, kütüphanelere vurun, tebdili mekanda ferahlık vardır.
Kitabınızın genel teması nedir? Temayı oluştururken bilinçli bir şekilde mi hareket ettiniz yoksa yazım sürecinde kendiliğinden mi ortaya çıktı?
‘Gamsız Ruhlar Arasında’nın çıkış noktası ailemin, özellikle anneannem ve annemin bana yıllar boyunca anlattıklarıydı. Ancak bununla sınırlı değil. Televizyon dizilerinde ve sinema filmlerinde uzun süre çalıştığım için Anadolu’yu çok gezdim, bu gezilerden de farklı inançlara dair öyküler biriktirdim. Kendi yaşadıklarım da var tabi. Hepsini harmanladığım bir kitap oldu. Yazım süreci on yıla yayıldı. Bu süreçte bazıları edebiyat dergilerinde yayımlandı. Kitap için belirli bir tema etrafında çalışmadım, dosya biriktirdiğim öykülerle kendiliğinden ortaya çıktı.
Kitabınızı yazarken ve yayımlarken aldığınız en değerli tavsiye ne oldu?
Çok tavsiye aldım. Aklımda kalanlardan biri editörüm Barış İnce’nin bir öyküm için Cortazar’dan yaptığı alıntıydı. Roman ve öyküyü boks maçına benzeten Cortazar şöyle diyor: “roman maçı puanlarla kazanır, öykü ise nakavtla”. Öykümün sonunu yeniden yazmam için etkileyici bir tavsiye olmuştu.
Yeni dosya hazırlığınız var mı? İlk kitap tecrübesini yaşamış biri olarak, ikinci dosya hazırlığında mutlaka buna dikkat edeceğim dediğiniz başlıklar neler?
Bu soruya “yeni dosyam hazır” diye cevap vermeyi çok isterdim ama maalesef bahsettiğim nedenlerle ilk kitabımdan sonra öykü biraz geri planda kaldı benim için. Sanatın sınıfsallığı ile sürekli yüzleşmek zorundayız. Kiramı ve faturalarımı ödeme kaygısıyla güvencesiz çalışırken öykülere ve filmlere tutunmaya çalışıyorum ancak onlara da istediğim vakti ayıramıyorum maalesef. Şu an yeni tamamladığım bir belgesel ve bir akademik kitap çalışmam var. Bir de masamın üstünde aylardır duran, dedemim seyahatlerinde karaladığı fikirlerin yer aldığı bir dosya var; yeni öykü kitabımı bu notlardan yola çıkarak yazmayı umuyorum.
Sorularımla okuyanların hem sizi daha iyi tanıması hem de kendi kafalarındaki soru işaretlerine bu yoldan geçmiş birinden cevap bulmalarını diledim. İkinci kitabınızı heves ile bekliyorum. Gönlünüze, kaleminize layık ömrünüz olsun. Teşekkürler.
Sezen Kayhan,
Ağır Gazete,
72 Sayfa, Delidolu
Söyleşi: Ümit Yaban, 15.07.2026



.jpg)