top of page
Ümit Yaban ile (Facebook Kapak Fotoğrafı).jpg

Ah ilk kitaplar! Yazandan bir parça kopacak da evrende yıldız gibi parlayacakmışçasına müstesna bir öneme sahip ilk kitaplar. Bu önem hem yazarlar hem de edebiyat tarihi için geçerli. Biz de bu heyecana ortağız ve büyük bir zevkle yazarların ilk göz ağrılarının görünürlüğüne katkı sunmayı görev biliyoruz.

Ümit Yaban

Fotoğraf.jpeg

"Ümit Yaban ile İlk Ümit" röportajları yeni konukların ilk kitaplarıyla inadinaedebiyat.net adresinde devam ediyor.

Ümit Yaban'ın bu seride sitemizdeki yeni konuğu "Ağır Gazete" adlı kitabıyla Ökkeş Can Kılıç.

ümityaban1_edited.png
görsel_2026-07-01_112450105.png

Sayın Ökkeş Can Kılıç ilk kitabınız Ağır Gazete’yi kutlarım, Romanoku Yayınları’ndan elimize geçti keyifle okuduk teşekkürler. Öncelikle merak ettiğim sizsiniz, edebiyatla kurduğunuz ilişkiye de değinerek kendinizi tanıtır mısınız? Ökkeş Can Kılıç kimdir?

2003 Adana doğumluyum. Muğla’da yaşıyorum. Ankara Üniversitesi Okul Öncesi Öğretmenliği bölümünde eğitimime devam ediyorum. Bir aksilik çıkmazsa yakında mezun olacağım. Umuyorum ki gerekli sınavlardan da yeterli puanları aldıktan sonra öğretmen olacağım.

Edebiyatla aramdaki ilişki hayatımın pek çok döneminde güçlüydü. Küçüklüğümden beri öyle ya da böyle bir şeyler yazıyorum, karalıyorum. Yayımlanmaya değer görülen ilk öykülerim İshak Edebiyat, Litera Edebiyat, Edebiyat Haber gibi sitelerde yayımlandı. Kimi öykülerim de Kumaş, Özet, Söylenti gibi dergilerde yer buldu.

Edebiyat, benim için insana dair olan her şeyi anlama ve anlatma sanatıdır. Ben de elimden geldiğince bunu yapmaya çalışıyorum. Hayatın, insanın nabzını edebiyatla tutmaya çalışıyor, hissedebildiklerimi öykülerime taşıyorum.

Yazma yolculuğu nasıl başladı? Yolda bir atölye ya da editörden destek aldınız mı? Bu yolculuğa yeni çıkanlar için tavsiyeleriniz nelerdir?

Yazma yolculuğumu kendimce iki bölüme ayırırım. Şöyle ki ilkokulda da bir şeyler yazmaya çalıştığımı hatırlıyorum, fantastik şeyler. Birazcık daha açmam gerekirse, hatırladığım kadarıyla, yazdığım bir “eser”in konusu şöyleydi: Bir arkadaş grubu adaya düşüyorlar, adadan kurtulmak için keşfe çıkıyorlar, bir mağaraya giriyorlar. Daha sonra ardı sıra gelen pek çok sorunla karşılaşıyorlar. Efendime söyleyeyim akrep ve yarasa sürüleriyle savaşıyorlar, devlerle mücadele ediyorlar... Sonunu da hatırlıyor gibiyim, mağaranın sonuna doğru yaşlı bir adama rast geliyor bizim bu arkadaş grubu ama onu bir sebepten dolayı mağarada bırakmak zorunda kalıyorlar, bu adadan kurtulurlarsa onun için tekrar geleceklerine söz veriyorlar.

Bu “eser”imi yazdıkça arkadaşlarıma ve sınıf öğretmenime okuturdum, onlar da çok beğenirlerdi. Onlar beğendikçe ben de uzatabildiğim kadar uzatırdım kurguyu. Mağaraya yeni maceralar eklerdim. Ama o ilk yazma eylemine beni iten şeyin ne olduğunu hiç hatırlayamıyorum. Kuvvetli muhtemel okumaktır diye düşünüyorum. Çünkü çoğu arkadaşımdan daha önce okumayı söktüğümü biliyorum. Mesela sınıfta “a” harfi çalışılıyorsa ben her zaman biraz daha önde olup sınıf öğretmenim ve annemin destekleriyle “o” harfi çalışmaları yapıyordum.

Annem bana doğum günlerimde kitap alırdı mesela. Masa altına kendime kitap okuma köşesi yapardım. Gece yatmaz, yatak başlığına led ışık döşer, gece led ışığında okuma yapardım. Ortaokulda da bu yazma hevesim devam etti. 5. sınıftaki dersimde olsa gerek, Türkçe branş dersimde (muhtemelen proje ödevi kapsamında) bir hikâye kitabı yazmıştım. Kaç hikâye olduğunu hatırlamıyorum ama oradan buradan (eski defter, gazetelerden) resimler bulup, kesip, yapıştırıp o resimlere bir de hikâye yazarak kitap oluşturmuştum.

Ortaokul sonuna doğru ilk kişisel telefonumu edindiğimde dijital olarak bir de “roman” yazmaya çalışmıştım. O zamanlar çok fazla zombi temalı film, dizi izliyordum. Bir zombi “roman”ı yazmıştım. Buraya kadar anlattığım hususlar kendimce yazma serüvenimin ilk bölümünü oluşturuyor.

Liseye geçmemle, ilk iki-üç sene boyunca, okumadan ve yazmadan epey uzaklaştım. Daha sonra lisenin sonlarına doğru edebiyat öğretmenimiz değişti. Yeni gelen edebiyat öğretmenim sayesinde edebiyatı yeniden sevmeye başladım. Derslerde münazara yapardık, bir kitaptan sorumlu tutulur, o kitabı okurduk. Böyle olunca bende yeniden bir edebiyat tutkusu başladı. Araya pandemi de girince evlere kapanınca hem derslerde gördüğüm hem de edebiyat öğretmenimden aldığım tavsiyeler aracılığıyla bu sefer klasik eserler okumaya başladım. Daha sonra bu süreç, beni yazma serüvenimin ikinci bölümüne, ikinci bölüm de beni buralara kadar getirdi.

Üniversite hayatımın da etkisi tabii ki çok büyük. Üye olarak başladığım daha sonra, organizasyon, sosyal medya ve son olarak da başkanlık görevini yürüttüğüm bir edebiyat topluluğunda gerçekleştirdiğimiz etkinlikler de bana pek çok yeni pencere açtı. Dergi çıkardık, yazarlar ağırladık, Ankara’nın diğer üniversitelerindeki edebiyat topluluklarıyla etkinlikler yaptık... Üniversitemin ve topluluğun bana katkılarını saymakla bitiremem, benim için yeri çok ayrı... Editör ve atölye meselesine gelecek olursak dosyam için baştan sona bir editörden destek aldım diyemem ancak “Treni Bekle” adlı öyküm bir atölyede yazar gözü gördü. Onun dışında içindeki bazı öykülerim iyi okur arkadaşlarımın beğenisinden geçti, bunları söyleyebilirim. Nihayetinde de dosyamın kabul aşamasından sonra değerli editörüm Yağmur Şengöz Dişçioğlu’nun destekleriyle ilk kitabım basıma hazır hâle gelmiş oldu. Bunun dışında aklıma gelen başka bir şey yok.

Ama atölye kısmına şöyle bir ekleme yapabilirim sanıyorum. Çağdaş yazarlarımızın röportajlarını YouTube üzerinden takip ediyorum; elimden geldiğince kuram kitapları, makaleler okumaya çalışıyorum, Ankara’da çeşitli platformlar aracılığıyla yapılan söyleşilere, vakit buldukça katılım sağlıyorum ve son olarak da üniversitemizin (az önce bahsettiğim) edebiyat topluluğunda pek çok kıymetli yazarımızı ağırlamıştık, kendileriyle yazmak üzerine de sohbetler etmiştik. Bunların hepsi öykü yazma sürecim için birer atölye değil midir? Bence öyledir.

Yaşanmışlıklar, gözlemlediklerimiz, iç dünyamız yazdıklarımızın bel kemiği olsa da sizin yazarken ilham kaynaklarınız, hikâyelerinizin temelini oluşturan unsurlar nelerdir?

Benim için ilham kaynağı her an, her şey olabiliyor. İzlediğim bir film, belgesel; okuduğum bir kitap (ister kurgu dışı ister kurgu olsun), YouTube’dan takip ettiğim kanalların herhangi bir videosunun bende açtığı yeni pencereler, arkadaşlarımla ettiğim sohbetler... Zaten öykü yazmaya başladığımdan beri ister istemez hayatın her alanına bir öykü gözüyle bakıyorum. “Ağır Gazete” kitabımda yer verdiğim “Koşucular, Düğümlü İpler, Chica ve Patates” adlı öykümün çıkış noktası şöyleydi mesela: Dünyanın Kısa Tarihi adlı bir kitap okuyordum. Çok eski medeniyetlerde önemli iletileri götürüp getiren insanların haberleşme ağını oluşturduğundan bahsediyordu. Düşündüm ki: Haberleşmeyi sağlayan bu insanların bir “iş günü” nasıl geçiyordur? Bu işe uygun olmayan, işini sevmeyenler de var mıdır aralarında? İşte kendimi o haberleşmeyi sağlayan insanlardan birinin yerine koydum ve görece kapalı bir kurgunun içine sığdırdım karakterimi.

Bir başka dergide Keskin Manevra adlı bir öyküm yayımlanmıştı. Onun çıkış noktası ise şöyle: İkinci Dünya savaşını anlatan bir belgesel izliyordum. Zamanın Almanya’sı beklenenden hızlı bir şekilde Fransa’yı işgal ediyor. İngiltere de Fransa donanmasının Almanların eline geçmesinden korkuyor ve Fransa donanmasına ani bir baskın yapıp (o sıralarda Fransa ve İngiltere müttefikti) donanmasını yakıp yıkıyor. Bu olay beni çok etkilemişti. Bu sefer de Fransa donanmasındaki bir askerin yerine koymuştum kendimi.

Yine kitapta yer alan “Solist” öykümün hikâyesiyse şöyle: Eskişehir’de müzikle uğraşan bir arkadaşım vardı. Bana İstanbul’da olsaydı yapabileceklerinden, oradaki müzik sektörünün büyüklüğünden, severek dinlediği pek çok sanatçının, grubun İstanbul’da pişip yetiştiğinden bahsederdi. Zaman zaman kendisini bulunduğu o küçük şehirde sıkışmış hissettiğini de eklerdi. Ben de kendimi onun yerine koyup bir öykü yazmaya çalışmıştım. İşte öykülerimin çıkış noktaları bu şekilde oluyor.

Yazım süreciniz belirli bir disiplin veya ritüel çerçevesinde mi ilerliyor? Yazar tıkanıklığını aşmak için benimsediğiniz özel yöntemler var mı?

Disiplinden ne kastettiğimize göre değişir. Şu günlerin şu saatlerinde mutlaka yazarım; şu günlerim kesinlikle tatildir, asla yazmam gibi bir plan çizmiyorum kendime ama bir önceki soruda bahsettiğim gibi günümün her anını “öykü oluşturmaya çalışmakla” geçiriyorum. Aklıma bir şey gelirse (genelde o günün sonunda, yani akşam) yazıyorum, zaman zaman beğenmiyorum, siliyorum, başa sarıyorum. Yeterince denediğime kanaat getirince yine olmuyorsa sonra denemek üzere öyküyü rafa kaldırıyorum. Çoğu öykümü çok sonra tamamlamışımdır. Mesela ilk yayımlanan öyküm “332 Gün”ün kurgusu yayımlanmasından çok çok önce benim kafamda oluşmuştu ancak süreç içerisinde oturup yazmaya çalışınca beğenmeyip öyküyü tamamen rafa kaldırmıştım. Aşağı yukarı dört beş ay sonra tekrar deneyip ancak o zaman tamamlayabilmiştim. Böyle böyle kafamda pek çok öykü dönüyor, bu röportajı yazdığım şu anda da aklımda yazılmayı bekleyen dört öykü var. Yazıyorum, bozuyorum. Bazen yazarken tıkanıklık oluyor, bir yerde kalıyor öykü, devamı gelmiyor, onun da sebebi şu olsa gerek: Benim kafamda öykünün son kısmı, cümlesi, paragrafı (artık her neyse) büyük oranda tasarlanmış haldedir. Asıl mesele karakteri o son kısma götürecek olay(lar) zincirinde. Çünkü gelişme kısmı, her ne kadar yazmaya oturmadan önce az buçuk belli olsa da, genelde tasarladığım gibi gitmiyor. O kısmı aşarsam öykü genelde bitmiş oluyor.

 

Yazar tıkanıklığı yaşadığım dönemler oluyor. O tıkanıklık dönemi benim için aklımda hiçbir öykü fikri olmadığı zamanlar demek. Zaten o zamanlar içimde hep bir huzursuzluk oluyor. Klavye başına geçiyorum, rastgele de olsa bir şeyler yazayım diyorum. Belli mi olur bir öykü taslağı, bir fikir oluşur belki. Ama olmuyor. İşte bu zamanlar daha fazla okumaya, belgesel (YouTube’da takip ettiğim güncel dünya gündemi anlatan kanallar vs. onları da bu kategoriye koyuyorum) izlemeye, kısaca kendimi beslemeye çalışıyorum.

Kitabınızın genel teması nedir? Temayı oluştururken bilinçli bir şekilde mi hareket ettiniz yoksa yazım sürecinde kendiliğinden mi ortaya çıktı? 

Kitabımın genel teması ölüm. Ölümün üç farklı hâli: hepimizin bildiği biyolojik süreçlerin işlevsiz hâle gelmesiyle gerçekleşen ölüm. Diğeri de umudun tükenmesiyle gerçekleşen, hayata olan inancın, iştiyakın yitirilmesiyle gerçekleşen ölüm ve son olarak da belirsizliğin bizleri sürüklediği, hep en kötü senaryoları düşündüğümüz “ölüm”. Temayı bilinçli bir şekilde oluşturmadım. Artık öykülerimi bir dosyada toplamak istediğimde yazdıklarımı önüme koydum. Öykülerin pek çoğunun genel hatlarıyla ölüm temasında birleştiğini gördüm.

Kitabınızı okuyan birinin aklında en çok hangi soruların veya duyguların kalmasını isterdiniz?

Okurlarda en çok bırakmak istediğim duyguların “şaşkınlık” ve “merak” olduğunu söyleyebilirim. Çünkü öykü yapısı gereği kısa, öz ve damıtılmış bir tür olduğu için, kalıcı olmak istiyorsa vurucu olmalı, okuru şaşırtmalı ve yer yer de düşündürmeli diye düşünüyorum. Zaten bir öyküde en çok önem verdiğim kısım her zaman “son”u olmuştur. İsterim ki okur öyküyü bitirdiğinde afallasın veya kafasında soru işaretleri kalsın, okuduğu son cümleyi, paragrafı tekrar okusun, gerekirse en başa dönsün.

Hangi soruların okurun aklında kalmasını isterim kısmına cevap vermek benim için çok güç çünkü kitapta yer alan öykülerimin pek çoğu farklı dönemlerime denk geliyor. Hâlâ yolun çok başında olduğumu göz önünde bulunduracak olursak pek çok farklı konuyu, temayı öykülerimde görmek mümkün. Zaten aldığım geri dönütler doğrultusunda şunu fark ettim. Ben ne düşünerek yazarsam yazayım, okurla beraber her şey bambaşka yerlere evrilebiliyor ki edebiyatın en güzel taraflarından birisi de bu. Hemen çok kısa bir örnek verip bu soruyu da noktalıyorum. Anca şimdi vereceğim örnek “Treni Bekle” adlı öykümün, bence, en can alıcı noktası hakkında bilgi veriyor. Okumaya devam etmek isteyenler bunu göz önünde bulundursunlar isterim.


“Treni Bekle” adlı öykümü (henüz kitap dosyası fikri bile ortada yokken) birkaç arkadaşıma okutmuşum. Bir arkadaşım öykünün sonunda adamın kendisiyle karşılaşmasını: İnsanın yaşadığı tekdüze yazgısından kaçma ümidinin beyhude bir çaba olduğu sonucuna ulaşırken bir başka arkadaşım da: İnsanın her ne kadar kendisinden kaçmak istese de yine en sonunda kendisiyle yüzleşeceği sonucuna ulaşmıştı.
İki sonuç da pekâlâ öyküyle uyuşuyor.

Kitabınızı yazarken ve yayımlarken aldığınız en değerli tavsiye ne oldu?

Direkt bir tavsiye aldım diyemem. Değerli arkadaşlarımın ve öykülerimi yayımlamaya değer gören edebiyat sitelerinin geri dönütleri yazmak için beni sürekli cesaretlendirdi. En değerli tavsiyeyi bu yollarla direkt kendilerinden duymasam da her zaman hissettim.

Yeni dosya hazırlığınız var mı? İlk kitap tecrübesini yaşamış biri olarak, ikinci dosya hazırlığında mutlaka buna dikkat edeceğim dediğiniz başlıklar neler?

Yeni dosya hazırlığım hem var hem yok. Yeni öyküler yazmaya çalışıyorum. Ama bu öyküler yeni bir dosya için bütün oluşturabilecekler mi, oluşturabileceklerse bu süreç ne kadar sürecek hiç bilmiyorum.


İkinci dosyamda dikkat edeceğim önemli hususlardan bir tanesi kurgu çeşitliliğini daha da ilgi çekici kılmaya çalışmak olacak. Kurgunun “iyi” bir öykü için önemli olduğunu düşünüyorum ve bu konuya daha fazla kafa yormak, yeni dosyalar için bu çeşitliliği sağlayacak öyküler kaleme almak istiyorum.

Sorularımla okuyanların hem sizi daha iyi tanıması hem de kendi kafalarındaki soru işaretlerine bu yoldan geçmiş birinden cevap bulmalarını diledim. İkinci kitabınızı heves ile bekliyorum. Gönlünüze, kaleminize layık ömrünüz olsun. Teşekkürler.

  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle

Ökkeş Can Kılıç,

Ağır Gazete, 

94 Sayfa, Romanoku Yayınları

Söyleşi: Ümit Yaban, 01.07.2026

görsel_2026-07-01_112450105.png
ümityaban1_edited.png

Hazırladığınız kitap incelemelerinizi, öykü-deneme türündeki yazılarınızı, edebiyat ve sanat odaklı dosya konularınızı inadinaedebiyat@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

 

Tanıtım amaçlı kitap gönderimi ve reklamlarınız için de aynı kanallardan ulaşabilirsiniz.

  • Instagram
  • X
  • Youtube
  • Pinterest
  • Facebook
bottom of page