Nallıhan yahut Hafızanın Sessizliği
Nallıhan, bir zamanlar Beypazarı'nın mütevazı bir bâzârı imiş. Ben de Evliya Çelebi'nin yalancısıyım. Çelebi bu, abartmayı pek sever. Kulak verelim yine ona:
"…Ba'dehû hanları imar idülüp Beybazar-u Nallu namiyle tesmiye olunup teşeyyû eylemişdür."
Evliya Çelebi'nin satırlarında Nallıhan, Beypazarı'yla birlikte yalnızca bir menzil değildir. Hanların, kervanların, tiftiğin, sofun ve İpek Yolu'nun uğultusunu taşıyan canlı bir hafızadır. Mis kokulu meyveleriyle, hareketli çarşısıyla, gelip geçen yolcularıyla Anadolu'nun nabzı burada da atarmış. Evliya'nın abartıya meyyal kalemi kimi zaman hakikati süsler ama o satırların arasından yine de bir kasabanın ruhu görünür.
Şehirleri yalnızca haritalar anlatmaz. Bazen eski bir seyyahın cümlesi bazen yıkılmış bir hanın duvarı bazen de unutulmuş bir türbe anlatır. Çünkü her şehrin olduğu gibi, buranın da taşına toprağına sinmiş bir hafızası var.
"Bu hafızanın iki büyük tanığı var: Tapduk Emre ile Adalet Ağaoğlu. Biri orta çağlar Anadolu'sunun şahidi diğeri Cumhuriyet Anadolu'sunun tanığı...


Yunus Emre'nin manevî mürşidi Tapduk Emre bu bereketli beldede medfun. O hâlde Yunus'un sesini burada yeniden işitmek gerekir:
Taptuğun tapusunda
kul olduk kapusunda
Yûnus miskin çiğ idik
piştik elhamdülillah
Bazı insanlar yalnızca bir talebe yetiştirmez; bir çağın sesini yoğurur. Tapduk Emre de öyle biriymiş. Yunus, onun kapısına bir arayış eri olarak gelmiş; yıllar süren sabrın, hizmetin ve terbiyenin ardından Anadolu'nun vicdanı olarak çıkmış. Dergâhta yalnızca su içmemiş; hikmeti içmiş. Yalnızca odun taşımamış; nefsini yontmuş. Her gün biraz eksilmiş, biraz çoğalmış.
Tapduk, onda herkesin göremediği cevheri görmüş. Bir kuyumcunun sabrıyla işlemiş, bir bahçıvanın şefkatiyle büyütmüş. Sonunda öyle bir gönül eri doğmuş ki sesi yedi asrı aşarak bugün de gönüllerde akmaya devam ediyor. Belki de Yunus'un ölümsüzlüğü, Tapduk'un görünmeyen emeğinin en güzel meyvesidir. Yunus'un şiirleri, biraz da Tapduk'un sessizliğinin dile gelmiş hâlidir.
Bazı şehirler insan yetiştirir; bazıları hafıza... Nallıhan da bana bunlardan biri gibi göründü. Tapduk Emre ile Yunus Emre asırlar öncesinin hafızasıysa, Adalet Ağaoğlu da yakın tarihin hafızasıdır.
Büyük romancı Adalet Ağaoğlu burada doğmuş, çocukluğunu burada yaşamış, ilkokulu burada okumuş. Nallıhan'da ortaokul bulunmadığı için ailesi onun eğitimi yarım kalmasın diye 1938 yılında Ankara'ya taşınmış. Ağaoğlu, bu ayrılığı hayatının en önemli kırılmalarından biri olarak anlatır. Romanlarında sık sık çocukluğun izini sürmesi boşuna değildir. Hatırlayalım; Ölmeye Yatmak'ta Aysel belleğinin en eski katmanlarına, ilkokul günlerine kadar iner. O çocukluğun ilk durağı ise Nallıhan'dır.
Babası Hafız Mustafa Sümer, kasabanın tanınmış kumaş tüccarlarındandır. Annesi ise Saraybosna kökenli bir aileden gelir. Belki de bu iki damar, onun romanlarında sürekli karşılaştığımız gelenek ile modernlik, taşra ile şehir, hafıza ile değişim arasındaki gerilimi beslemiştir.
Ağaoğlu birçok söyleşisinde çocukluk belleğinin Nallıhan'da kurulduğunu söyler. Kasabanın insanlarını, Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki Anadolu hayatını ve aile ilişkilerini eserlerine doğrudan ya da dolaylı biçimde taşır. Bu yüzden Nallıhan, romanlarında adı her zaman geçmese bile güçlü bir hafıza mekânı olarak yaşamayı sürdürür.
Bir ayrıntı daha...
Adalet Ağaoğlu'nun kardeşi Ayhan Sümer de uzun yıllar Nallıhan'da kumaş ticareti yapmış. Sonraları Türkiye'nin önemli iş insanlarından biri olacak yolculuğun ilk adımları da bu kasabanın çarşısında, han odalarında atılmış.
Bugün Nallıhan, sakinliğiyle insana iyi gelen bir Anadolu şehridir. Tarihî dokusunu büyük ölçüde korumuş, sit alanı statüsü kazanmış ender yerlerden biridir. Dar sokaklarında aceleden çok vakit, gürültüden çok sessizlik dolaşır. İnsanları gösterişten uzak, kendi hâlindedir. Belki de bu yüzden Nallıhan yalnızca geçmişi hatırlatan bir yer değil; insanın kendi iç sesini de duyabildiği nadir şehirlerden biridir.
Nallıhan'dan bana yansıyanlar bunlar. Bir başkası için küçük, sessiz, hatta sıkıcı bir Anadolu şehri... Haritada güçlükle seçilen silik bir leke... Bir başkası "cıstaksız" deyip geçer.
Ama şehirler biraz da onlara nereden baktığımıza göre değişir. Kimi şehirler hızın ve kalabalığın, kimi şehirler ise sükûnetin ve hatırlamanın adresidir. Bazıları insanı hayata karıştırır; bazıları ise insanı kendisiyle yeniden tanıştırır.
Belki de şehirleri büyük yapan nüfusları değil, hafızalarıdır. Nallıhan'dan bana kalan da işte bu hafızadır.
Yayına Hazırlayan: Süheyla Çağlar



