Ah ilk kitaplar! Yazandan bir parça kopacak da evrende yıldız gibi parlayacakmışçasına müstesna bir öneme sahip ilk kitaplar. Bu önem hem yazarlar hem de edebiyat tarihi için geçerli. Biz de bu heyecana ortağız ve büyük bir zevkle yazarların ilk göz ağrılarının görünürlüğüne katkı sunmayı görev biliyoruz.
Ümit Yaban

"Ümit Yaban ile İlk Ümit" röportajları yeni konukların ilk kitaplarıyla inadinaedebiyat.net adresinde devam ediyor.
Ümit Yaban'ın bu seride sitemizdeki yeni konuğu "Mutlu Anılar Takası" adlı kitabıyla Melih Aydın.


Sayın Melih Aydın ilk kitabınız Mutlu Anılar Takası’nı kutlarım, Romanoku Yayınların’dan elimize geçti keyifle okuduk teşekkürler. Öncelikle merak ettiğim sizsiniz, edebiyatla kurduğunuz ilişkiye de değinerek kendinizi tanıtır mısınız? Melih Aydın kimdir?
Merhaba, teşekkür ederim. 1989 yılında Ankara’da doğdum. Evli ve bir çocuk babasıyım. Gelir İdaresi Başkanlığında çalışıyorum. Eski bir Ankara sevdalısıyım. Dört-beş yıl öncesine kadar çok severdim. Neden eski dedim hemen sebebine değineyim; “kalabalık!”… Son yıllarda yolda, çarşıda, pazarda, metroda, otobüste vs. anlam veremediğim bitmeyen bir kalabalık var. Gecesi de gündüzü de aynı üstelik. Neyse, bu kadar ayrıntı kâfi, fazlaca değinip kalabalık yapmadan esas konuya döneyim.
Bir şeyler yazmanın, karalamanın haz verdiği ilk zamanlar ortaokul yıllarıydı. Türkçe dersinde ara ara kompozisyon yazardık. En sevdiğimse serbest konuda yazdıklarımızdı. Kısıtlanmak bana göre değil. Okumaksa yazmaktan önce gelen bambaşka bir tutkuydu. İlk tutku; yazısından fazla resimlerle donatılan yaşımıza uygun kitaplardı tabii ki. Nedense şu an aklıma ‘Bambi’ geldi birden. Konusunu hiç hatırlamıyorum. Sadece kapağında kocaman resmedilmiş bir karaca/ceylan/geyik artık her neydiyse o vardı. Resimleri takip ederek o hikâyeleri okumak/dinlemek harikaydı. İlkokuldan sonra resimler kitapların içinden kaybolsa da güzel betimlemeler sayesinde hafızamızda hep tazelendiler ve bu taze resimlerin ressamı bizdik. Ortaokulda okuduğumuz bu resimsiz kitaplar hayal dünyamızın gelişmesine ışık tuttu. Okurken beyin kıvrımlarımda filmler dönerdi. Bu filmlerin senaristi yazarlardı belki ama yönetmen hep bendim. Tıpkı severek kitap okuyan herkeste olduğu gibi.
Lise ve devamındaysa dünya klasikleriyle başlayan serüvenim fantastik kitaplara evrildi. Bu evriliş de beni fantastik bir evren yaratmaya yöneltti. Ama bu kısma diğer soruda değineceğim. Bir sonraki soruda görüşmek üzere.
Yazma yolculuğu nasıl başladı? Yolda bir atölye ya da editörden destek aldınız mı? Bu yolculuğa yeni çıkanlar için tavsiyeleriniz nelerdir?
Öncelikle şunu söylemem lazım. Bu yolculuk Mutlu Anılar Takası ile başlamadı. Yazdığım ancak henüz ikinci kısmını bitirmediğim yayınlanmayan başka bir romanım var, epey fantastik ögelerle dolu. Türüne tam olarak epik fantastik diyebilirim.
Bir önceki soruya verdiğim cevabımın sonunda söylediğim gibi fantastik bir evren yaratma arzusuyla yazmaya başladım. Daha doğrusu çizmeye başladım. Evren fantastik olunca bir haritası olmalıydı. Büyülü ormanlar, uçsuz bucaksız topraklar, krallıklar, köyler ve niceleri… Hepsini tek tek belirleyip çizdim. Irklar, topluluklar, yaratıklar, büyücüler, devler ve diğerlerini oluşturdum. Sonrasındaysa yazmak kaldı. Hayalim satın alıp okuduğum kutulu setler gibi ciltli, şömizli, cicili bicili 2-3 kitaptan oluşan bir serinin yazarı olmak. İlk kitabın finalini belirledikten sonra ikinciye başladım ancak nedense bir değişiklik, farklı bir macerayı ele almak ve ara vermek iyi gelir diye düşünerek Mutlu Anılar Takası’nı yazmaya karar verdim. Çok da iyi oldu diye düşünüyorum. İçime çok sinen bir roman oldu. İşte benim hayallerle dolu yolculuğum böyle başladı.
Yazım esnasında herhangi bir profesyonel destek ve tavsiye almadım. Hayal et ve harekete geç, mottosuyla kendimi motive ettim. Tabii bu süreçte eşimin bana olan inancı tamdı ve desteğini esirgemedi. Yazdıktan sonraysa basım aşamasına gelene kadar olan süreçte editörüm Yağmur ŞENGÖZ DİŞÇİOĞLU’nun destek ve tavsiyeleriyle içime çokça sinen bir şekilde son haline kavuştu. Kendisine tekrardan teşekkür ediyorum.
Kitap okumayı seven çoğu kişinin aklının bir köşesinde kendine ait bir kitap olması isteği vardır diye düşünüyorum. İşte bu düşüncenin kırıntısı bile varsa hayal et ve harekete geç mottosunu onlar da benimsesinler. Yazdıkça yazmayı daha çok sevecekler ve sonucunda ellerinde nur topu gibi bir roman/hikâye/novella/şiir kitabı taslağı olacak.
Yaşanmışlıklar, gözlemlediklerimiz, iç dünyamız yazdıklarımızın bel kemiği olsa da sizin yazarken ilham kaynaklarınız, hikâyelerinizin temelini oluşturan unsurlar nelerdir?
Soru o kadar güzel sorulmuş ki yazım sürecinin hepsi nokta atışı tespit edilmiş. Tespitlerin içini açacak olursak iyi bir gözlemci olduğumu düşünüyorum. Bazen aklıma bir fikir geliverir ve o an içinde bulunduğum durumla alakalı etrafımı gözlemleyerek birkaç cümlelik paragraf yazarım hayalimde.
Yazım süreciniz belirli bir disiplin veya ritüel çerçevesinde mi ilerliyor? Yazar tıkanıklığını aşmak için benimsediğiniz özel yöntemler var mı?
Sıfır disipline sahibim diyebilirim. Hayatın koşuşturması içerisinde fırsat buldukça yazabiliyorum. Ama yazmaya başlamadan önce ve yazım esnasında ritüellerim vardır. Öncelikle kulaklığımı takar ve yüksek sayılabilecek bir seviyede senfonik müzikler açarım. Bu müziklere örnek vermem gerekirse; Ramin Djawadi - Goodbye Brother, Howard Shore – Evenstar, LOTR – Sound Of The Shire vs. gibi. Beni etrafımdan soyutlayarak daha iyi odaklanmamı sağlıyor. Bir de yanında filtre kahve varsa ohh mis, daha ne olsun.
Sanırım yazım sürecinde tıkanıklık olmazsa olmaz unsurlardan biri. Biraz ara vermek ya da yazının içeriği uygunsa tıkandığı yerde bırakıp farklı bir bölümden başlıyorum. Hangisi tıkanırsa diğerinden devam ederek bu süreci daha rahat atlatabiliyorum.
Kitabınızın genel teması nedir? Temayı oluştururken bilinçli bir şekilde mi hareket ettiniz yoksa yazım sürecinde kendiliğinden mi ortaya çıktı?
Kitabın temelinde anılar var. Hatırlayınca sahibini mutlu eden türden anılar. Aslında kitabın çıkış noktası uzun süredir aklımda olan bir şeydi; eski bir sokağın ortasında, giriş katındaki evinin pencere önünde oturan yaşlı bir amcanın ağzından olan biteni anlatmak ve yer yer anılarını hatırlayarak onları aktarmak niyetindeydim. Tabii niyetim oydu ama fantastik yanım da ağır basınca durumu biraz daha karmaşık hale getirdim. Aynı anıları kitabın başkarakterleri Sedef ve Fahri’nin ağzından farklı bakış açılarıyla anlatmanın güzel olabileceğini düşündüm. Bazen her şey göründüğü gibi olmayabiliyor.
Kitabınızı okuyan birinin aklında en çok hangi soruların veya duyguların kalmasını isterdiniz?
Mutlu anılarının kıymetini bilmelerini, tabi bu kıymetli anıların oluşabilmesi için de içinde bulundukları anların önemini anlamalarını isterdim.
Kitabınızı yazarken ve yayımlarken aldığınız en değerli tavsiye ne oldu?
Doğrudan veya dolaylı yoldan herhangi bir tavsiye almadım. Yazdıklarım hoşuma gittikçe kendi kendime vazgeçme diye telkinde bulundum.
Yeni dosya hazırlığınız var mı? İlk kitap tecrübesini yaşamış biri olarak, ikinci dosya hazırlığında mutlaka buna dikkat edeceğim dediğiniz başlıklar neler?
Dosya hazırlığım var. Hatta o benim ilk göz ağrım. En içime sinen şekilde ikinci kitabını da bitirip okuyucu ile buluşturmak için sabırsızlanıyorum. Sanırım biraz dikkatsizim, ikinci dosyada nelere dikkat etmem gerektiğini inanın bilmiyorum. Aynı yoldan yürümeye devam edeceğim sanırım.
Sorularımla okuyanların hem sizi daha iyi tanıması hem de kendi kafalarındaki soru işaretlerine bu yoldan geçmiş birinden cevap bulmalarını diledim. İkinci kitabınızı heves ile bekliyorum. Gönlünüze, kaleminize layık ömrünüz olsun. Teşekkürler.

Melih Aydın,
Mutlu Anılar Takası,
111 Sayfa, Romanoku Yayınları
Söyleşi: Ümit Yaban, 01.08.2026


.jpg)