Sait Faik Abasıyanık: Mahalle Kahvesi
Sait Faik Abasıyanık, edebiyat dünyasında kendine özgü biçimde var olmuş bir yazardır. Sabit bir mesleği olmadığı, özgür ruhunun mesai saatlerine uyumlu olmadığını, yazılarına büyük önem atfettiğini ve yazmanın hayatında vazgeçilmez bir yer tuttuğunu biliyoruz. Mizahi yönü güçlü, hazır cevaplılığı ile nam salmış bir kişiliği vardır. Öyle ki Yaşar Kemal’in “Hikâye yazıyor musun?” sorusuna “Yok yaşıyorum.” diye cevap vermesi, şaka ile karışık yazarın öyküleri ne denli içselleştirdiğini ve gözlem gücünün etkisini bizlere sunar.
Gözlemlemeyi seven Abasıyanık; kahvehanede, sahilde, İstanbul sokaklarında ve insanların bulunduğu yerlerde onları kendi süzgecinden geçirerek iç dünyasına davet eder; bu davete icabet edenleri ise kalemine dökerek öyküleştirir. Benim okuduğum Mahalle Kahvesi ise Varlık dergisindeki öykülerin Yapı Kredi Yayınları (YKY) tarafından derlenerek yayımlanmış halidir. 22 öyküden oluşuyor ve hepsinin ortak özelliği insanlık ile insanlığın o görünmeyen taraflarıdır.

Her öyküsünü olabildiğince kısa cümlelerle özetleyip, öykülerden çıkardığım mesajı aktaracağım.
1.Öykü: Mahalle Kahvesi; kitaba da ismini vermekle beraber aile meselelerinin, sırların görünen kısmını konu edinir. Bu öyküde toplum baskısının neye göre şekillendiğini anlayabiliriz. Kahvelerde her şeyin bilinmesine rağmen açıkça konuşulmadığı net bir şekilde ifade edilir.
2. Öykü: Plajdaki Ayna; bir insanın kendisini gördükten sonra ne hissettiği ve sonucunda nasıl davrandığı anlatılır. Bakmak ve görmek arasındaki farkı işler yazar.
3. Öykü: Uyuz Hastalığı Arkasından Hayal; insanoğlunun bir kusurlu karşısında nasıl davrandığı ve davranmak istediği anlatılır. Bu iki çelişki arasındaki uyuz veya cüzzamlı fark etmez hemen ötekileşir. Ne türde farklılık sergilediği ise göze yansıyan haliyle şekil alır.
4. Öykü: Dört Zait; toplum içinde fark edilir olmanın acı ve tatlı yanları aktarılmış. Kişinin hangi konumda hangi yönüyle fark edildiği ise öykünün esas konusudur.
5. Öykü: Hallaç; dönemin tıbbi müdahalesi ele alınmış. İhtiyarın ölürken yaşının esas alınması bunu destekler nitelikte. Yaşlıydı zaten demek ölümü hafifletmiyor maalesef. Öykünün bir diğer dikkat çeken tarafı iyiliğiydi. Masum insanlara bakışındaki ki güzellik ve pozitiflik dikkat çekiciydi.
6.Öykü: Baba-Oğul; bir müvezziin (dağıtıcı) babanın evlatları arasındaki gözlemi, anlatılır. Okumak ve adam olmak kavramları açısından ele alır oğullarını. Biri okumuş ama adam olamamış diğeri okumamış ama adam olmuş. Bilinen doğruları öteki tarafıyla ele alır yazar.
7. Öykü: Karanfiller ve Domates Suyu; okumak ufku genişletir daha olumlu bakmayı sağlar ama yazar her zaman kitaptaki dünyayla gerçek dünyanın aynı olmayacağını vurgulamış. Bunu temsilen de domates yetiştiren bir karakter hayal etmiş. İnadına yaşamayı vurgular.
8. Öykü: Bilmem Neden Böyle Yapıyorum; Polyanacılık oynamanın aksine gerçekçi bakarak, hayatın negatifliğine rağmen eğlenebilmeyi konu edinir. İnsanın karanlık dünyasında yetişen şüpheciliğin karşısındakine nasıl hissettirdiğini anlatır.
9. Öykü: Bir Sarhoşluk; aynı karanlık dünyada kişinin içsel hesaplaşmasını konu edinir yazar ve birini sevmenin güzelliğinin de dünyaya renk kattığını betimler.
10.Öykü: Kınalıada’da Bir Ev; merak insanın en temel duygularındandır, bu duyguyla dünyayı ve çevreyi güzelleştirme çabasını konu edinen yazar, yolun getirdiği zorluğu da unutmaz.
11.Öykü: Süt; insanın karanlığına şarap, aydınlığına süt tasvir edilmiş. Şarabın getirdiği kötülük ve günahkâr yön ile sütün temsil ettiği o saf, çocuksu masumiyet üzerinden, insanın içindeki aydınlık ve karanlık savaşı anlatır.
12.Öykü: Gramofon ve Yazı Makinesi; ritmin yazıyla mukayesesidir bu öyküde anlatılmak istenen. İnsan hislerini aktarabilmek için bir aracıya gerek duyar. Kimi söyleyerek kimi yazarak yapar bunu. Ve yazar kendi yolculuğunda kelimeleri seçmiştir.
13.Öykü: Barometre; havanın sıcaklığını insan sıcaklığına denk getirmiş yazar. Barometre düştükçe insan yükselir çünkü insan içten yanar içten pişer.
14.Öykü: İzmir’e; tavşan satan bir ninenin yokluktaki umudu ile varlıkta olan bir kişinin ümitsizliği karşılaştırılır. Ümidin parada olmadığı mesajı var.
15.Öykü: Kış Akşamı Maşa ve Sandalye; eşyaların insansız işe yaramayacağı vurgulanır. Sevmenin kış gecelerinde nasıl ısıttığını da ekleyerek yazar güzel bir gönderme yapmış aynı zamanda kıskançlığın elzem olmadığını da belirtir.
16.Öykü: Bir Bahçe; depremin binayı yerle yeksan ettiği gibi derdin de insan üzerindeki etkisini vurgular. Ama bir farkla; her depremin şiddeti yıkacak kadar değildir ve dertler de kalıcı değildir.
17.Öykü: Bir İlkbahar Hikâyesi; insanın mevsimlere uygun yaş aralıkları olduğunu vurgular. Muhakkak o ilkbaharın mucizevi güzelliğini de yaşayacağını anlatır.
18.Öykü: Sakarya Balıkçısı; bir balıkçının hissiyatı ile yaptığı yorumlamaları okuyoruz. Tabii gerçeklik payının olmamasıyla beraber haklı oluşu da öykünün bir diğer detayıdır.
19.Öykü: Kestaneci Dostum; helal yoldan para kazananlara engel olunduğu zaman yanlış yola sapma ihtimallerinin arttığı vurgulanır.
20.Öykü: Söylendim Durdum; fakirliğin sadece yokluktan ibaret olmadığını insana artılar yüklediğini de vurgular yazar.
21.Öykü: Ermeni Balıkçı ile Topal Martı; hayvan olması konuşamıyor olması anlamına mı gelir? Evet, ama ne dediği anlaşılmaz değildir. Sana arkadaşlık ettiyse ne anlattığını kalbinle bilirsin.
22.Öykü: Sinağrit Baba; imtihanın insanı olgunlaştırdığına, iyi olan karakteristik özelliklerin bedeli ödenerek ancak anlam bulacağını anlatır. Yani iyinin kötülükle sınanmış olması gerektiğini öylelikle iyi denebileceğini vurgular.
Son olarak incelemeye eklemek istediğim şey; insanın, insan olmanın aslında çok da zor olmadığı. Hayat, yaşanarak öğrenilen bir yer. Bazen kıracağız bazen de kırılacağız ama niyetimiz her zaman tecrübemizle şekillenecektir. İyilikler bilerek, kötülükler yanlışlıkla olduğu sürece hayat her zaman yaşanmaya değerdir.
Yayına Hazırlayan: Süheyla Çağlar

