top of page
sevval.jpeg

Şevval UZUN

25.06.2026

Ölümsüz Aşkın Ölümlü Çiçeği: Kamelyalı Kadın

Alexandre Dumas Fils yani oğul Alexandre Dumas’nın 24 yaşında iken yazmış olduğu roman, siyasi olaylardan kaynaklı gereken ilgiyi görememiştir. 4 yılın ardından oyunlaştırılarak onu unutuluştan kurtaran eser büyük bir ilgiyle karşılanarak Klasikler Dizisi’nde yerini almayı başarmıştır.

Kamelyalı Kadın (Fransızca orijinal adı: La Dame Aux Camélias) yazarın kendisinin de ‘yasa dışı oğul’ olmasından kaynaklı özellikle yer verdiği ahlakî konuyu, kendi trajedisiyle şekillendirerek eserlerine yansıtmıştır. Önemli bir detayı; bu kitabın bir hayalî kurgu değil gerçek bir öykünün kitaplaşmış hâli olmasıdır. Hukukçu Bay Armand ile Yosma Bayan Marguerite çiftinin toplumsal baskılara, ahlakî olgulara karşı direniş gösteren aşklarının bütününü ele alır.

Kamelya, asilliğini bozmadan diğer çiçeklerin aksine “doğa kış uykusundayken ‘inadına’ çiçek açmasıyla bilinir.” Gururlu yapısını dökülme şekliyle gösterip bir bütün halinde yok olmaya hazırlanır. Marguerite’nin sadece bu çiçeği alması verem hastalığından kaynaklı kokusuz yapısı ve de çiçeğin yapısının kişilik özelliğiyle benzer olmasından ileri gelir. O da tıpkı bulunduğu ortama inat şuh kahkahalarını eksik etmez.​

  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle
0000000215766-1.jpg

Kitap, Viktorya Dönemine ait olmakla beraber o dönemin sorunlarını ele almaktadır. Dönemin alışılagelmiş metres konusu, her zengin tüccarın gurur kaynağıdır. Ahlakî çatışmanın sıkça karşılandığı bu dönemde kadınlar birer nesne niteliğindedir. ‘Parayı veren düdüğü çalar’ misali, sahip olmak istediği yosma için servet döken birçok erkeğin maddi açıdan battığı da söz konusudur.

Bir yosmanın ölümünden sonra evinde açık artırma olacağının afişi ile kitap başlıyor. Anlatıcının merakı ile orada bulunup ona ait bir şeye ederinden fazla ücret ödemesi, kahramanıyla tanışmasına sebebiyet verir. Sevgili Armand’ın bunu istemeye gelirken ki perişan hâli tüm hikâyeye bir hazırlık olarak da görülebilir. Hatta Armand’ın “Ama size bu öyküyü anlatmalıyım, bir kitap çıkarırsınız, kimse inanmaz, ama yazmak ilginç olur belki.” (s. 50) demesi yazarı, sadece uzaktan tanıdığı kadının hikâyesine dahil eder. O dönem, kadın karakter dışındaki tüm karakterlerin yaşıyor olması muhakkak gerçekliğini artırmıştır.

Nitekim Armand’ın aşkı sadece romantik bir heves değildir. Dünyevi olan her şeyden vazgeçecek kadar sarsıcı bir bağlılıktır. Çünkü Marguerite’nin ölümünden sonra dahi görme isteğine dair isteğini şu şekilde belirtir; “Mösyö de Rance gibi Trappe kişisi olmam da gerekse, göreceğim.” (s. 43)

Mösyö De Rance 17. Yüzyılda yaşamış Fransız bir aristokrattır. Sevdiği kadının ani ölümü sonucunda o dönem meşhur olan La Trappe manastırına çekilerek her şeyden vazgeçmiştir. Armand’ın bu tarihî sembolü örnek vermesi, senden vazgeçmedim deme şekliydi.

Yaşanamamış her aşk, ölümsüzleşiyor muydu yoksa?

Marguerite, dönemine uygun bir kadın olsa da döneminin kadınlarından asilliği ve zarafetiyle ayrılır. Soğuk, mesafeli ve yalnız olması ona güven verir. Şaşaya ve lükse sahip olsa da gururu ve kendini bilen tavrı ile var olur. Yanından ayırmadığı üç şey; dürbün şeker torbası ve bir demet kamelyadır. Fakat ayın 25 günü beyaz kamelya, kalan 5 günü kırmızı kamelya tercih etmesi ise bir muamma olarak kalmıştır.

Sevgili Armand, Marguerite’de bir yosmadan çok daha fazlasını görür, hisseder. Onu diğer erkekler gibi değil, onu o olduğu için sever. Kuşkusuz Marguerite’de bu ilgiyi boşa çıkarmaz -öyle sanılsa bile- Armand’ı çok sever. Diğer yosmaların aksine, dilediği gibi yaşamaya hazırdır; hayallerine paha biçmez.

Fakat “insanları kader ayırmaz, insanları insanlar ayırır.”

 

Bu gerçek bilinmiyorken yapılan her davranış ölümü erkene çeker.

Kamelyalı Kadın, sorunu normalleştirmek yerine yosmalığın değer kaybettirmediği bir aşkı konu edinir. Bu zamanda sevdiğinin arkasında durmak güçleşmişken, seviyorum diyebilmek zorlaşmışken kitabın hissiyatı insana güç veriyor. Dumas, statüye bağlı kalmaksızın insanın sevme hakkını savunuyor.

“Sizi sevmeme izin vermezseniz de deli olurum.” (s. 81) diyebilmekti cesaret.

Hayatta tek sevdiği köpeği iken “Eh işte, seni köpeğim kadar seviverdim birden.” (s. 130) diyebilmekti esaret.

Son olarak yazar, aşkı uğruna verilen mücadeleyi ve toplumsal baskıyı, çevrenin koruma içgüdüsünü ve birçok konuyu kapsamlı ele almışken ben de incelemeyi tek bir konu ekseninde ele almak istemedim. Okurun hangi yöne tutulacağı kendi tercihine kalsın istedim.

Yayına Hazırlayan: Süheyla Çağlar

  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle

Hazırladığınız kitap incelemelerinizi, öykü-deneme türündeki yazılarınızı, edebiyat ve sanat odaklı dosya konularınızı inadinaedebiyat@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

 

Tanıtım amaçlı kitap gönderimi ve reklamlarınız için de aynı kanallardan ulaşabilirsiniz.

  • Instagram
  • X
  • Youtube
  • Pinterest
  • Facebook
bottom of page