top of page
sevval.jpeg

Şevval UZUN

04.09.2026

Kafamın İçi, Yüreğimin Sesi​

​​

Bir haziran gecesiydi. Hava kirliliği yüzünden, artık o eski yaz akşamları hissi de yoktu.. Belki de değerlerim yine çok düştüğü için üşüyordum. Üzerime bir ceket alıp kendimi esintiye bıraktım. Dopamin detoksu yaptığım için telefonum kapalıydı; tabletten bir şarkı açtım.

​​“Yalancı şahidimdir ay benim

Her gece denize vurur yakamoz”

​

Kendimle bir muhasebe yapmam gerekiyordu artık. Yaşım yirmi beş olmuştu, ilk çeyreği biten hayatımı yaşamaya başlamalıydım artık. Bazı şeylerin farkına varmam için, olmuş olanlarla yüzleşmem şarttı. Cehalet gerçekten mutlulukmuş, sahte de olsa…

​

Yeni aldığım kahve makinesinde bir americano hazırladım, kendi değerimi kendime ispat etmek için böyle küçük lüksler edinmiştim. Önce olduğum yere baktım, sonra da olmak istediğim yere. Kendimi ait hissetmediğim bir noktadaydım. Değişmeliydi bu düzen; ağaç değildim ki, kök salayım.. İmkânsız diye bir şey yoktu, her şey mümkündü. O halde harekete geçmeli, varmak istediğim yere doğru yol almalıydım.

  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle
görsel_2026-09-04_112843842.png

Bir gün ehliyet kursunda Oğuz Hoca, “Ne kadar iyi şoför olursan ol, rotanı oluşturmazsan kaza kaçınılmazdır.” demişti. O an anlamamıştım ne demek istediğini, içimde direksiyon hakimiyetinin sevinci vardı.. Araba sürmek benim için özgürlüktü ve ben her derse gidişimde aslında kanat çırpmayı öğreniyordum. Kendimi yollara vurursam her şey daha net bir hal alacakmış gibi geliyordu.

​​

Şoförlüğümün üçüncü senesinde Cunda’ya giderken bir zincirleme kazaya şahit oldum. Korktum. Gençti sürücü, “Acaba ehliyeti mi yoktu?” diye düşündüm. İnsan bilmediği olaylar karşısında hep önyargılı oluyor tabiatı gereği... Belki de babasından gizli almıştı arabayı. Çocuk kendine geldiğinde kaza sebebi anlaşıldı. Ailesiyle kavga etmişti. Ehliyeti vardı ama sinirle kapıyı çarpıp çıkmış, nereye gittiğini bilmeden kendini yollara vurmuştu. O an Oğuz Hoca’mın demek istediğini anladım. Rotam belli olmalıydı! Yolu anlamlı kılan varacağın yerdi.

​​

Bir dönem tek seyahat sebebim, şehir dışındaki cenazelerdi. Allah ruhlarını şad etsin, ölen akrabamız çoktu. Aslında cenaze dışı seyahatlerimiz pek olmadığı için bana çok gelirdi. Babam kendi gezmeyi severdi ama ailece gezmek ona hep uzaktı.. Sorumluluk almayı sevmezdi.

​​

Kendimi bildim bileli en iyi sırdaşım hep kâğıtlar oldu. Aile toplantılarımız olurdu, açık oturumlar yapardık ama gerektiği zaman... O yüzden benim asıl ailem defterlerimdi. Kimi zaman üzerlerine yazı yazdım, kimi zaman onlardan gemiler yapıp yüzdürdüm; bazen uçak yapıp uçurdum, bazen de tuzluk yapıp fal baktım kendime. Ama en çok yazmayı sevdim. İmla kurallarını pek bilmeden; hesapsız kitapsız, başlığı olmadan, çoğu zaman paragraf başı bile yapmadan başladım yazmaya. Kalemim beni hiç durdurmadı, “senden bir şey olmaz,” demedi beni manipüle etmedi.​

​

Potansiyelimi küçümsemedi. Beni ben olmaktan çıkaran kim varsa mesafe koydum ama kurşundan yapılma o kalem benim hep kurtarıcım oldu..

​

Ben o haziran gecesi sadece düşündüm. Veri topladım, arşivleri karıştırdım ama muhasebe yapmadım. Zar zor çıktığım boşluğun kenarına gelince durdum; tekrar düşmekten korktum ama yine de düşündüm. Düşüncelerime engel olmadım. “İstediğin kadar düşün, zihnine ket vurma ama artık bir yerden başla,” dedim kendime. Düşünmek iyiydi, cehalete iyi geliyordu ama mutlu etmiyordu..

​

Yirmi sekiz gün sonra düşüncelerim etkisini göstermeye başladı. Önce valizimi hazırladım. Valiz hazırlamak her zaman kolay gelmiştir bana. Dolabı aç, kıyafetleri al ve yerleştir. Oldum olası giymediğim kıyafetleri dolabımda tutmayı sevmem. Giymiyorsam gerek de yoktu. “Zamanı gelir belki” garanticiliğini hiç sevemedim. Yoksa giymem, varsa giyerim. Zaman, sandığımız kadar uzun bir şey değil. Carpe diem; anı yaşa.

​

Haritayı açtım Eski Foça göz kırptı bana. Tarihi olgusu beni çağırıyordu. Eski yapısı “gel” diye göz kırpıyordu.. Orada beni ne bekliyor bilmiyordum ama rotam belliydi.

​

Arabaya atladım radyoyu açtım. Rastgele olan şeylere hayranımdır. Tesadüf cezbeder beni.. Ruhuma dokunan her şeyi seviyordum.

​“Bir acı bitiyor sonunda

Ağla şimdi istiyorsan mutluluktan”

​

Tabii ki ağladım. O asfalt şahit..

​

Vardığımda eski yapıların olduğu şirin bir kasaba karşıladı beni. İnsanları için yorum yapamam artık herkes aynıydı. Ama havası yüreğime esmişti. İlk defa üşümemiştim. Sahil yoluna girmeden soluklanmak istedim; karşı kafelerden birine oturup soda istedim. Herkes herkese o kadar yabancıydı ki ‘turist’ olduğum anlaşılmadı bile. Şöyle bir baktım çevreye; sadece baktım, bu sefer düşünmedim. Bu zamana kadar düşündüğüm ne varsa artık yaşamak istiyordum. “Yine, yeniden başlıyoruz hadi bakalım,” diyen o sesi duydum. İçimden, en derininden…

​​

Yayına Hazırlayan: Süheyla Çağlar

  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle

​

Hazırladığınız kitap incelemelerinizi, öykü-deneme türündeki yazılarınızı, edebiyat ve sanat odaklı dosya konularınızı inadinaedebiyat@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

 

Tanıtım amaçlı kitap gönderimi ve reklamlarınız için de aynı kanallardan ulaşabilirsiniz.

  • Instagram
  • X
  • Youtube
  • Pinterest
  • Facebook
bottom of page