top of page
görsel_2026-07-31_000639730.png

Mehmet BAHÇECİ

31.07.2026

Hep Eksik, Melike İlgün

Yazar Melike İlgün'ün Kırmızı Kedi Yayınevi'nden çıkan son romanı Hep Eksik'de neler mesele edilmiş, hangi unsurları barındırmakta, dilim döndüğünce değinmeye çalışacağım.

Yazının devamı spoiler içerir...

Hep Eksik, kahraman odaklı ilerleyen,  kahramanın hem kendisini hem de çevresindeki insanları anlama ve yorumlama sürecine okurları davet eden, finaliyle de bir parça Türk filmi tadında nihayetlenen duygu-yoğun bir roman.

Eser her ne kadar karakterlerin iç derinliğiyle öne çıksa da, yakın tarihimize dair kimi üzücü hadiseleri de barındırıyor. Fakat bu hadiselere daha etraflıca yer verilse, gelecek nesillerin bugünleri daha iyi anlamalarına olanak sağlanabilirdi kanaatindeyim. Elbette her tercihin artı ve eksileri olduğu gibi burada da akıcılık ve tempo korunurken, dönem romanı olma vurgusu ikincil önemde karşımıza çıkmış.

Eserde beğendiğim, altını çizdiğim çokça pasaj var.

"Çocukluk nasıl da anayurdu insanın" (Sayfa 43)

Bir bakıma, romanın da ana fikri sayılabilecek bu içli cümlenin etrafında şekilleniyor Hep Eksik.

  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle
WhatsApp-Image-2026-05-12-at-09.36.59-560x700.jpeg

​​Peki, nasıl bir konu bekliyor okurları?

Roman, ülkemizin doğusundan İstanbul'a taşınan Tekin ailesinin küçük ferdi Hasret Tekin'i merkeze alıyor. Dev metropolde eksi birinci katta yaşama tutunan ailenin reisi garsonluk yaparken, evin hanımı da evlere temizliğe gitmektedir. Hasret'in ilkokuldaki ilk günüyle start alan roman Hasret Tekin'in anlatımıyla ilerliyor. Başlarda (büyük abla) Cennet karakteri önemli iken, daha sonra küçük abla (Gurbet) ön plana çıkıyor. Ablaların her birinin Hasret'le olan ilişkisi romanda önemli yer tutmaktadır. Hasret'e eşlik eden diğer önemli karakterler de ilkokul arkadaşları Özlem ve Mahir karakterleridir. Hasret, kendi ailesinin sosyo-ekonomik konumuyla, Özlem ve Mahir'in ailesinin sosyo-ekonomik konumunu kıyaslayıp durmaktadır. O ailelerde olup kendisinde ve ailesinde olmayan her ne varsa onların eksikliğini derinden duyumsar. Şükür ki, fakirlik edebiyatı ucuzluğuna tevessül edilmeden, ajitasyona prim verilmeden, eksiklik duygusu pek saf ve yoğun biçimde sayfalara taşınmış.

Yazar acı ile acı hamaseti arasındaki ince ve tehlikeli çizgide kaleminin hakkını vermiş. Bence romanın en büyük başarısı işte bu hassas dengenin korunmasıdır.

 

Küçük Hasret'in yükselmek, diğerleriyle arasındaki uçurumu kapatmak için başvurduğu "sağlam" yol, derslerinde başarılı olmaktır. Öyle bir iştahla ders çalıştığını görüyoruz ki onun, eğitim hayatı boyunca adeta bir yıldız gibi parlıyor. Önce İstanbul'daki seçkin Fransız Lisesi'ni, sonra da yüksek puanla kazandığı Ankara'daki Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirip hayata atılıyor. Daha çocukken hayalini kurduğu "önemli biri olma" amacına ise hiç hesapta olmayan bir yolla ulaşarak tabiri caizse romanın sonunda kendini de biz okurları da şaşırtıyor...

Ezilmişlik kadar aşk ve arkadaşlığın da romanın önemli meseleleri arasında yer aldığını söyleyebiliriz. Sonrası ise tufan. Bir olaylar bir olaylar...

 

Hep Eksik'de, merhamet, öfke, acı, pişmanlık, çaresizlik... Ne kadar his varsa, kendi başımıza gelmişçesine duyumsuyoruz. Bilhassa Hasret Tekin'in küçüklüğünün anlatıldığı bölümlerde (eğer siz de benim gibi sulu göz iseniz) yanı başınızda mendil bulundurmak isteyebilirsiniz.

Romanın ilk yarısında "eksiklik","kadersizlik" gibi temaları okumak fazlasıyla dokunaklı idi. Ancak romanın ikinci yarısında Hasret'in, yine o aynı yoksunluklardan kaynaklı mustaripliğiyle devam etmek beni bir parça zorladı. Küçük Hasret'in boğazımda düğümlenen acıları, genç kız Hasret'le beraber eskisi kadar derdim olmamaya başladı sanki.

Mavi önlük, kokulu silgi, hatıra defteri gibi 90'ların ikonik objelerinin yanı sıra, başlarda da belirttiğim gibi toplumsal ve siyasi hafızamızdan da pek çok izler bulduk eserde. Bunları anımsamak elbette güzeldi ama daha güzeli, sadece o özlemli atmosfere tutunmayıp olay örgüsü ve edebi diliyle de okurlara hoş bir okuma tatminini yaşatmasıydı.

Karakter tutarlılığı yönünden oldukça temiz bir roman Hep Eksik. Ama son bölümde bir hususun altı daha kalın çizilebilirmiş diye hissetmedim değil. Pek azimli ve hırslı başkarakterimiz Hasret Tekin'in devlet bankası genel müdürlüğündeki "garanti" işini bırakması, (net bir B planı yokken) hızlı gelişti gibi hissettirdi bana. Elbette hayatın gerçekliğinde yapılmayacak iş değil bu ama eksi birlerden zirveye gözünü diken Hasret, daha mı çok zorlansaydı işi bırakırken?

Gezi'ye ve Gezi ruhuna selam gönderilen finalle bir bakıma her bir karakterin sonunu da okuyoruz. Okur yorumuna bırakılan açık uçlu bir son tercih edilmemiş. Belki biraz da Türk sineması tadında bir bitişe imza atıldığı da söylenebilir. Zira kahramanımızın (şansının da bir hayli yaver gitmesiyle) önü açılıyor ve "önemli biri olma" hayalini hiç hesapta olmayan bir yolla gerçekleştirmiş oluyor.

Cennet mi, Gurbet mi?

Romanın bence en sahici karakteri Gurbet'ti. Dobralığı kararlı tutumları, çalışkanlığıyla eminim okurların beğenisini kazanmıştır.

Furkan konusunda "büyük" yanıldım...

Hasret gerçek aşkı Furkan'da yakalayacak diye bekledim ama yanıldım. Furkan dosdoğru bir karakter olarak kendini inşa etti, romana güzel bir renk kattı, ama daha fazlasına nefesi yetmedi. Güvenilir bir liman olarak kaldı. Çok da iyi oldu.

Özlem ve annesi...

Özlem'i ne kadar sevdiysek, annesini de bir o kadar sevmedik, sevemedik. Romanın en büyük kaybedeni Özlem oldu bence. Erken ölümü için demiyorum, yaşarken de anlaşılmadı, çok hakkı yendi sanki. Dışı seni içi beni yakar misali bir hayatı olduğunu anladık. Hasret'in sesiyle çok fazla dolu olduğumuzdan Özlem'in acılarını yeterince göremedik.

Yurdagül Öğretmen...

İşte eli öpülesi bir Cumhuriyet kadını. Rol model, bilge, aydın... Ne derseniz deyin adına. Ben çok sevdim onu. Keşke biraz daha fazla rolü olsaydı diye düşündüm.

Mahir...

Mahir'in doğru kişi olmayacağı belliydi. Zaten o da son tahlilde yanıltmadı okuru. Ah be Mahir diyorum, Özlem'i ayrı Hasret'i ayrı, (doğal olarak bizi de) ayrı üzdün.

Kurmançi Babaanne...

Sevdik seni Kurmançi babaanne. Neyse ki yazar seni Gurbet'e emanet etti. Ömrünün sondeminde gönlünü hoş edenin vardı.

Boşnak Babaanne...

Sen de güzel insandın hamur babaanne.

Ve Hasret...

Hepimizden bir parçaydı sanki o. Hem haklı hem haksız hem iyi hem kötü... Tıpkı hayatın kendisi gibi tıpkı bizler gibi. İdealize edilip kusursuzlaştırılsa, bu kadar sevmezdim onu. Vitrin süsü gibi dururdu. Oysa onu hatalarıyla, aşırıya kaçtığı öfkesi ve haset duygularıyla, azmi ve başarıya olan açlığıyla sevdik. Hem ilham verici hem de ibret alınası bir yaşamdı onunkisi.

Sürçülisan ettiysem affola. Beğendiğim, üzerine kafa yorduğum bir roman oldu Hep Eksik. İyi ki yazılmış, gönül dünyamıza girmiş. Okuyanı, seveni çok olsun...

Yayına Hazırlayan: Süheyla Çağlar

  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle

Hazırladığınız kitap incelemelerinizi, öykü-deneme türündeki yazılarınızı, edebiyat ve sanat odaklı dosya konularınızı inadinaedebiyat@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

 

Tanıtım amaçlı kitap gönderimi ve reklamlarınız için de aynı kanallardan ulaşabilirsiniz.

  • Instagram
  • X
  • Youtube
  • Pinterest
  • Facebook
bottom of page