BAŞKA DÜŞ GÖRENLERİN PANOSU
Yaklaşık on kez dinledi yeni keşfettiği şarkıyı. Başa sardıkça kendini yeniden kaptırıyordu. Sözlerinin derinliğine dalıyor besteyi baştan kendisi yazıyordu. Bulunduğu odada değildi, hatta şu anda bile değildi, sorsan. Tüm zaman ve mekânlardan soyutlamıştı kendini, yalnızca ezginin içinde varlığını hissediyordu. Ruhuyla bedeni arası kaç yıldız yolu ediyordu kim bilir. Son kez başa almaya karar verdi. Suyunu çıkarmadan son kez dedi ve gülümsedi kendi kendine.
Nakaratı beklerken şarkıyı neden Berkay'la paylaşmadığı bir yıldırım gibi düştü aklına. Bunu nasıl unutabilmişti. Dostuyla en sık yaptığı şeydi oysa. En sevilen şarkılar, beğenilen kitaplar paylaşılır, saatlerce yorumlanırdı. Hele yeni bir beste yapıyorsa günlerce fikir alışverişi yapardı. Peki nasıl dalmıştı da atmamıştı şarkıyı diye hayıflanırken saniyeler içinde ikinci bir yıldırım daha düştü. Berkay artık yoktu...
Az önce keyifle dinlediği ezgi kilometrelerce uzakta çalıyor gibiydi. O yoğun hisler içinden çekilivermişti.
Berkay!, diye fısıldadı ve ilk kez yalnızlığı yüzüne çarptı. Artık kimsesi kalmamıştı. Dakikalarca bir noktaya asıldı gözleri. Kirpiği arasından firar eden gözyaşları ne zamandır yüzleşemediği gerçeğiydi. İstediği her şeye kavuşmuştu ama yalnızdı. E buna da artık alışıyordu, yani öyle sanmıştı saniyeler öncesine kadar. Kafasında Berkay'ın o sözleri yankılandı.

"Konuşabilmek ve anlaşıldığını bilmek kadar haz veren bir duygu yoktur bir sanatçı için. Herkes her çağda denk de gelemiyor böyle iki kafadarlığa. Bence biz her zaman büyük resmi görenlerden olmalıyız çünkü bir sanatçı bunun bir sorumluluk olduğunu bilir. Üzerinde tartışacağımız öyle çok konu var ki Tufan." demişti.
-Şimdi ise bir şarkı bile paylaşamıyorum seninle Berkay, diye fısıldadı.
-Ah! Tufan Ah! Sen nasıl eksildiğini yeni anlıyorsun tam da alıştım sanırken, diye iç geçirdi. Ve saate baktı. Beşe geliyordu, yani hâlâ Berkay'ı bulacağı yere varabilirdi. Hemen hazırlanmaya başladı; heyecandan elleri titriyordu. Fikir ayrılığı onları ilk kez bu kadar uzaklaştırmıştı birbirlerinden. Ne yaptığını bilmeden dolandı durdu odada, birkaç gömlek giyip çıkardı. Gözleri aynaya çarpınca duraksadı.
-Ne söyleyeceksin? Ben aslında senin dediğin yerdeydim hep yani büyük resimde. Ee şimdi ne oldu demezler mi adama? Ulan Tufan, diyerek kendine hiç kızmadığı kadar kızmıştı. Aynaya baktı tekrar.
-Yine de gideceksin değil mi? diye sordu kendi kendine. Gömleğine uzandı, bir çırpıda giyindi. Hızlıca çantasını ve telefonunu aldığı gibi kendini dışarı attı. Berkay'ı nerede bulacağından emindi. Daha çok aklı ne konuşacağıyla meşguldü.
Berkay keşfe değer bulduğu sokaklarda yalnız yürümeyi severdi. Denk düşerse bir bankta oturur, sessizce etrafı izlerdi. Yüzüne hafif hafif değen esintiyi hissettikçe daha yavaş ve derin nefes alırdı. İçinde kendine ait bambaşka bir dünyası vardı. Gördüğü enfes güzelliklerin tek tek şahidiydi hem de zihnen ve kalben. Denklemini de güzel sağlamıştı. Dışarıdan besleniyor; bu ilhamla içeride müthiş bir dev yaratıyordu. Sonra içerideki bu benlik ve farkındalıkla yeni bir "varoluşu" tekrar dışarıya taşıyordu. Payına düşen amaç ve nedenin bu olduğuna inanıyordu. Ve tüm bunlar bir bankın üzerinde bir çınar ağacının altında gerçekleşiyordu evet. Bazen mavinin üzerindeki martıyla, bazen bulutlarla bazen Güneş'in binbir tonuyla yapıyordu bu dünyalar arası geçişi.
Yine bir keşfin peşindeydi. "Ne tuhaf" diye düşündü gökyüzüne bakarken. Aynı kareye binlerce kişi bakıyordu ancak herkes aynı yorum ve histe değildi. Kuşların sesindeki ayrımı bir tek kendisi mi farkediyordu, neden kimsenin dikkatini çekmiyordu bu? Bulutların büyüsü yıldızların ışıltısından neler neler çıkarılabiliyordu oysa. Nasıl görmezden gelerek yaşanırdı ki bu güzellikler? Böyle içli sitemlere dalıp gitmişti ki:
-Berkay! diye isminin çağrılmasıyla irkildi. Sese doğru döndü ve bir iki dakika öylece baktı.
-Aa Tufan.
-Merhaba.-Merhaba, ne yapıyorsun burada?
-Ben... Şey. Ben seni görmeye geldim Berkay. Seninle konuşmamız gereken konular var. Bu sanat nereye gidiyor, yeni eserlerin neden ruhu yok, sanatseverler olarak buna bir el atmalıyız. Biz sadece eleştiren değil değiştirenler de olmalıyız. Mesela köşe yazılarında daha çok değinmelisin farkındalığa. Arka arkaya sıraladığı kendisinin bile ne anlattığını anlamadığı konuşması bitince, şaşkın şaşkın bakıştılar, sonra ikisinin de suratında bir gülümseme belirdi.
-Hay Allah ayakta kaldık, gelsene şöyle dedi Berkay. Bankta bir süre öylece oturdular. İkisi de susuyordu.
-Bunlar çok kıymetli düşünceler Tufan, dedi Berkay, sessizliği bozarak.
-Ama sen yokken eksik kalıyor hepsi.
-Ben de sen de iyi biliyoruz bir dostluk öyle kolay bitmez. Aldığın karara saygım sonsuz fakat ben salt çoğunluk yerine güçlü tarafı seçersem hiçbir zaman adil olunmayacağını sense güce sahip olarak kendi adaletimizi kuracağımızı savunuyorsun. Bir gücün boyunduruğu altında asla kendi gücün olamaz, o gücün gölgesi olur ona hizmet edersin. Elbette umut aşılarlar vaatler sunarlar yöntemleri de bu ya. Bilinçli olmayan bir toplumu kandırmakla zaafı olan bir güç aşığını kandırmak aynı kolaylıkta onlar için. Eğer bunları konuşmaya geldiysen lütfen tekrar tartışmayalım Tufan, dedi Berkay sert bir tonlamayla.
-Aslında sadece seninle konuşmak için geldim, eskisi gibi yeni bir şarkıyı, bir romanı enine boyuna tartışabilmek için.
-Sen bir gücün tarafındasın ben yalnızca sanatın estetiğin tarafındayım. Mesela herhangi bir kabul görme derdi gütmüyorum. Köşe yazılarımda da kitaplarımda da olanı gizlemiyorum yahut manşetlerde boy göstermek adına birilerini yüceltmiyorum.
Yüzü düşmüştü Tufan'ın. Bu son dediklerini yaptığı için kendisinden utandı sonra haklı gerekçesini hazırladı:
-Ben kendi davamda doğru olan için en kestirme yolu kullanmaya çalışıyorum, Berkay.
-Tufan, insanın bir varoluş amacı vardır. Bu senin için bir amaç mı?
-Hayır, tabii ki yalnızca araç işte anlatıyorum.
-Amacını araç olarak kullanıyorsun, yani tüm amacın en kestirme yoldan en yanlış adrese çıkıyor. Vicdan muhakemesi yapabilen her özel ruh bilir ki onurlu bir yaşam; gerçekleştirdiği ve niyet ettiği bütün eylemlerin sorumluluğunu taşıyabilmektir. Bunda da dürüstlük ve adil olmak başta gelir...
Dalıp gitmişti Furkan. Neredeyse aylardır bir konu üzerine düşünmediğini anımsadı. Hazır metinler, hitaplar aylık belirlenmiş çizelgelere uyum sağlamaktan başka hiçbir şey yapmamıştı ki sistem onu düşünemez hale sokmuş, asla buna vaktinin olmadığına da ikna etmişti. İstediği güce sahipti artık . Ama bu gücü kullanma yetkisi yoktu. Ve asıl amacını unutmuş gibiydi hatta yitirmiş gibi...
-Bir şey söylemeyecek misin? dedi Berkay.
-Sen haklıydın. Bir girdap içerisindeymişim. Ama bak artık istediğim kitleye seslenecek güçteyim. Burada da ben haklıyım şimdi geleceğimiz noktaya geliyoruz işte tüm yolların mubah olduğu yolculuk bitti, bedeller ödendi. Ki en ağırı da sen olmadan beste yapmamdı. Diyerek gülümsedi.
Tam dostunu ne kadar özlediğini daha çok birlikte eserler üretmek daha çok eser paylaşmak istediğini anlatacaktı ki birden telefonu çaldı:
-Alo!
- Efendim, merhabalar. Tufan ALIÇ ile mi görüşüyorum?
-Evet, benim buyurun.
-Sayın ALIÇ "Gençler İsterse" adlı projemiz oldukça ses getirmiş ve yoğun talep üzerine bir radyo programı için metniniz hazırlanmıştır. Yarın saat 15.30'da Beykoz Örnekköy Mah. de Genç Radyo Ofisi'nde gerçekleştirilecektir.
Tufan bir an sessiz kaldı; istediği oluyor gibiydi, ama istediği şekilde olmadığı kesindi.
Berkay'la göz göze geldi.
-Sayın ALIÇ...
Tufan hep dokunmak, sesini duyurmak istediği topluluğa ilk kez bu kadar yakındı. Ancak kendi cümlelerini bile kuramayacağı gerçeği telefonun öbür ucunda ondan cevap bekliyordu. İmzalamış olduğu sözleşmeleri düşündü sonra ne yapmak istediğini tarttı. Berkay'ın gözlerine yeniden baktı. İstese de kendini çekip alamayacağı iplerin elinde sürükleniyordu.
-Tamamdır, teşekkürler, dedi sesi içine kaçarken. Berkay ise yanından usulca kalkmış çoktan evinin yolunu tutmuştu...
Yayına Hazırlayan: Süheyla Nur Çağlar

